Fark edemediğimiz tehlike

Sevgili Ulus Gazetesi okurları bilmem aniden gelen sessiz tehlikenin farkında mıyız? Hatırlanacağı üzere geçtiğim günlerde sinema oyuncusu Ece İrtem'in yaşadığı sağlık sorunu sonrasında "sessiz kalp krizi" kavramı kamuoyunun gündemine yeniden taşındı. Çoğu zaman atlayıp aman bana bir şey olmaz dediğimiz tehlikenin farkına varmıyoruz daha doğrusu varmak istemiyoruz.

Kalp krizi denildiğinde çoğumuzun zihninde aynı sahne canlanır: Göğsünü tutan, nefes almakta zorlanan, şiddetli ağrı yaşayan bir insan. Oysa tıp literatürü bize bunun her zaman böyle olmadığını söylüyor. Bazı kalp krizleri vardır ki, kişi yaşadığı durumun farkına bile varmadan atlatabilir. İşte bu nedenle uzmanlar sessiz kalp krizlerini, kalp sağlığı açısından en sinsi tehditlerden biri olarak değerlendiriyor.

Kalp ve damar hastalıkları dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Sağlık teknolojilerindeki ilerlemelere rağmen kalp krizlerinin hâlâ ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmesinin nedenlerinden biri de belirtilerin her zaman beklenen şekilde ortaya çıkmaması. Sessiz kalp krizleri, çoğu zaman gözden kaçtığı için teşhiste gecikmelere yol açıyor ve kişinin kalp kasında kalıcı hasar oluşmasına neden olabiliyor.

Aslında "sessiz" ifadesi biraz yanıltıcı olabilir. Çünkü bu tür kalp krizlerinde hiçbir belirti yok demek doğru değildir. Sorun, belirtilerin kalp kriziyle ilişkilendirilemeyecek kadar hafif veya belirsiz olmasıdır. Kimi zaman kişi birkaç gündür devam eden halsizliği yoğun iş temposuna bağlar. Kimi zaman mide yanması, hazımsızlık veya reflü sandığı bir rahatsızlık yaşar. Bazıları ise omuz, sırt, çene veya boyun bölgesindeki ağrıyı kas zorlanması olarak değerlendirir. Oysa bu belirtilerin arkasında kalp damarlarında yaşanan ciddi bir tıkanıklık bulunabilir.

Özellikle kadınlarda kalp krizi belirtilerinin erkeklere göre daha farklı seyredebildiği uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Göğüs ağrısı yerine yoğun yorgunluk, nefes darlığı, mide bulantısı veya sırt ağrısı ön planda olabilir. Bu nedenle kadınların yaşadığı belirtiler bazen geç fark edilebiliyor. Benzer şekilde diyabet hastalarında da ağrı hissini ileten sinirlerde oluşan hasar nedeniyle kalp krizinin klasik ağrıları daha silik yaşanabiliyor. Bu durum, sessiz kalp krizlerinin neden özellikle bu gruplarda daha sık görüldüğünü açıklıyor.

Peki hangi belirtiler ciddiye alınmalı?

Birden ortaya çıkan ve nedeni açıklanamayan nefes darlığı, günlük aktiviteleri yaparken normalden daha çabuk yorulma, göğüste baskı veya sıkışma hissi, çene ve boyuna yayılan rahatsızlık, soğuk terleme, mide bulantısı, baş dönmesi ve halsizlik önemli uyarı işaretleri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin tek başına kalp krizi anlamına gelmediği doğru. Ancak özellikle risk faktörleri taşıyan kişilerde göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Risk faktörleri denildiğinde ise karşımıza uzun zamandır değişmeyen bir tablo çıkıyor: Sigara kullanımı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam tarzı, kronik stres ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü. Bunlardan bir veya birkaçına sahip olmak kalp damar hastalığı riskini belirgin şekilde artırıyor. Ne yazık ki modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, düzensiz beslenme ve yoğun stres bu riskleri her geçen yıl daha da büyütüyor.

Bugün birçok insan kendisini sağlıklı hissediyor diye kalp kontrolünü erteliyor. Oysa kalp damarlarında oluşan daralmalar yıllar boyunca belirti vermeden ilerleyebiliyor. Sessiz kalp krizlerinin önemli bir kısmı, sonradan yapılan elektrokardiyografi veya kardiyolojik incelemelerde tesadüfen ortaya çıkıyor. Kişi belki aylar önce bir kalp krizi geçirdiğini ancak yapılan tetkikler sayesinde öğrenebiliyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri yalnızca hastalar için değil, kendisini tamamen sağlıklı hisseden bireyler için de büyük önem taşıyor.

Kalp sağlığını korumanın yolu aslında karmaşık değil. Düzenli yürüyüş yapmak, sigaradan uzak durmak, işlenmiş gıdaları azaltmak, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, tansiyon ve kolesterol değerlerini takip etmek, yeterli uyku almak ve stres yönetimine önem vermek kalp hastalıklarına karşı en güçlü koruma kalkanını oluşturuyor. Uzmanların sıkça vurguladığı gibi, kalp krizlerinin önemli bir bölümü yaşam tarzındaki doğru değişikliklerle önlenebiliyor.

Ancak burada bir noktayı özellikle hatırlatmak gerekiyor: Sağlıklı yaşam alışkanlıkları riskleri azaltır, tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle vücudun verdiği sinyalleri dinlemek ve alışılmışın dışında gelişen belirtileri küçümsememek gerekiyor. Özellikle birkaç gün süren açıklanamayan yorgunluk, nefes darlığı veya göğüs bölgesindeki rahatsızlık hissi, "yoğunluktandır" denilerek geçiştirilmemeli.

Sessiz kalp krizleri bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Hastalıklar her zaman yüksek sesle gelmez. Bazen vücudumuzun verdiği en küçük işaretler, en büyük tehlikenin habercisi olabilir. Bu nedenle kalp sağlığı konusunda farkındalığımızı artırmak, düzenli kontrolleri ihmal etmemek ve risk faktörlerini ciddiye almak yalnızca kendi hayatımız için değil, sevdiklerimiz için de büyük önem taşıyor.

Çünkü bazen hayat kurtaran şey, kalbin attığını hissetmek değil; onun sessizce verdiği mesajları zamanında duyabilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp Kara Arşivi