Eyüp Kara
Sorumluluk zırhı ve cezasızlık hissi
Değerli Ulus Gazetesi okurları sizinle bugün naçizane son dönemde yaşanan bu belediye başkanlarının rezillikleri ile ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
Son dönemde belediye başkanlarının karıştığı skandallar, lüks tüketim çılgınlıkları, akraba kayırmacılığı (nepotizm) ve halkın sorunlarına karşı takındıkları üstenci tavır, toplumun sabır sınırlarını zorlayan bir boyuta ulaştı. Vatandaş ekonomik zorluklarla boğuşurken, halkın oyuyla göreve gelen isimlerin sergilediği bu rahatlık ve pervasızlık tesadüf değil; Sistemik bir yozlaşmanın neticesidir.
Peki, yerel yöneticileri bu kadar fütursuz kılan temel etkenler nelerdir?
1. Özellikle "Cezasızlık" algısı ve denetimsizlik yerel yönetimlerdeki en büyük kriz, şeffaflık ve etkili denetim mekanizmalarının işletilmeyişidir. Siyasi iktidarın veya muhalefetin şemsiyesi altına sığınan başkanlar, partilerinin kendilerini her koşulda koruyacağı inancına kapılıyor. İç denetim yollarının tıkanması ve hukuki süreçlerin genellikle siyasi dengelere göre işlemesi, "ne yaparsam yapayım yanıma kâr kalır" duygusunu besliyor.
2. Partizanlık ve müttefiksizleşen seçmen seçim sisteminin getirdiği "seçmen çantada keklik" anlayışı, belediye başkanlarında ciddi bir kibir yaratıyor. "Nasıl olsa bizim parti bu kalede kazanır" rahatlığıyla hareket eden yöneticiler, hesap vermeleri gereken ana merciinin parti genel merkezleri değil, halk olduğunu unutuyor. Seçmenin ideolojik bagajlarını manipüle edebileceklerine olan inançları, performans ve ahlak kaygısını arka plana atıyor.
3. "Derebeylik" rejimi ve yetki zehirlenmesi bütçesi ve kamu imkânları milyonlarca lirayı bulan belediyeler, ne yazık ki denetimsiz birer "yerel derebeyliğe" dönüşmüş durumda. İhale süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülmesi, belediye şirketlerinin birer arpalık olarak kullanılması ve devasa bütçelerin denetimden uzak harcanması, gücün bozucu etkisini en üst seviyeye çıkarıyor. Güç zehirlenmesi yaşayan yönetici, kamu kaynağını kendi şahsi serveti veya siyasi istikbalinin finansörü gibi görmeye başlıyor.
4. Liyakatsizlik ve yozlaşan siyaset kurumu aday belirleme süreçlerinde liyakat, liyakat sahibi olmak ya da kent vizyonu sunmak yerine; Parti içi dengeler, hemşehri dernekleri ve maddi güç ön plana çıkıyor. Hak etmediği makama nitelikleriyle değil, ilişkileriyle gelen bir yöneticiden kamu etiği beklemek hayalperestliktir. Göreve geliş biçimi sorunlu olanın, görev süresince pervasızlaşması kaçınılmazdır.
Çözüm nerede?
Bu tabloyu değiştirmek yalnızca parti yönetimlerinin vicdanına bırakılamaz. Çözüm;
• Belediye meclislerinin ve harcamaların canlı yayınlarla halka tamamen açık hale getirilmesinde,
• Bağımsız ve tarafsız siyasi etik yasalarının derhal yürürlüğe sokulmasında,
• Ve en önemlisi, seçmenin partizanlığı bir kenara bırakarak sandıkta performans ve ahlak odaklı hesap sormasındadır.
Halkın bütçesiyle sefahat süren, eleştiriye kulak tıkayan ve makamını şahsi krallığı sanan yerel yöneticilere verilecek en net yanıt; İdeolojik körlüğü bir kenara bırakıp yetkiyi geri almaktır. Aksi takdirde bu pervasızlık, yerel siyasetin varsayılan modu haline gelmeye devam edecektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.