Ahmet Sandal
İran’a nasıl bakmalıyız? (1)
Hemen yazımın başında belirteyim, “ben bir İran Uzmanı değilim.” Ben yalnızca bir Müslüman’ın İran’a nasıl bakması gerektiğine dair fikir verecek bir kişiyim.
Tabi bu yazıda İran ile ilgili uzmanların çakışmalarından bilgi vererek de sizi bilgilendirmek isterim.
Yazım üç bölümden oluşacaktır. İlk bölümde genel ve ansiklopedik bilgilerden hareketle İran hakkında kısa tanıtım yapacağım. Bir de bazı Strateji ve Araştırma Merkezlerinin raporlarından yararlandım.
Önce Türkiye Diyanet Vakfı tarafından çıkartılan İslam Ansiklopedisinde İran nasıl tanımlanıyor. Onu bir görelim. (Tabi bu bilgilerden bir kısmı güncel değil, Ansiklopedinin çıktığı yıla ait bilgilerdir. Ben bazı bilgileri gerçi güncellemeye çalıştım)
İran geniş yüzölçümü (1.643.000 km2) ve kalabalık nüfusu ile (2026’da 93.168.497 ) dikkat çeker. Başşehir Tahran, günümüzde tüm İran halkının % 10’unun yaşadığı 9.500.000 nüfuslu büyük bir şehirdir. 1979’da şahlık rejimine son verildikten sonra kurulan İran İslâm Cumhuriyeti’nde nüfusu milyonu geçen diğer büyük şehirler Meşhed, İsfahan ve Tebriz’dir
Dağlık bölgelerin hâkim olduğu ülke toprakları fizikî ve beşerî coğrafya bakımından iki kategoriye ayrılır. Yazın oturulan yüksek-soğuk alanlar (serdsir/yaylak), kışın oturulan alçak-sıcak alanlar (germsir/kışlak). Şehirler ve köylerin tamamına yakını bu iki tür arazinin ortasındaki dağ eteklerinde yer alır. Büyük bir kesimi 1000-1500 m. arasında değişen, yükseltisi nâdiren 600 metreye kadar düşen ve içinde çok sayıda çöküntü çukuru bulunan İran yaylası kaplar. Kuzeydeki Deştikevîr çölü ile güneydoğudaki Deştilût çukurluğu dünyanın önemli çöllerindendir. Yarısı 300 milimetreden az yağış alan İran kurak bir ülkedir; sadece Hazar eyaletlerine bol miktarda yağmur düşer (Bâbülser’de 1197 mm.). Tahran-İsfahan hattının doğusunda yağışlar 200 milimetrenin altında iken Batı ve Kuzey İran nisbeten nemlidir. Sıcaklıklar güneyde bazan 50 dereceyi bulur. Kışlar, kara ikliminin hâkim olduğu batıda ve kuzeyde uzun ve sert geçer (ocak ayı ortalaması Tebriz’de 1,7 °C; Tahran’da 3,3 °C). Toprakların büyük bir kısmı (% 67) suları okyanuslara ulaşmayan kapalı havza durumundadır.
İran, 1950’li yıllardan itibaren komşu ülkelerin çoğuyla mukayese edilebilir seviyede (yılda % 2,5) güçlü bir nüfus artışına sahne olmaktadır (1956’da 18,9 milyon; 1976’da 33,7 milyon; 1998’de 61,8 milyon). Halkın % 67’si, toprakların % 27’sini meydana getiren kuzeybatı bölgelerinde yaşar. Şehirleşme de nüfus artışıyla birlikte 1950’lerde başlamış ve 1950’de nüfusu 100.000’in üzerinde olan sadece dokuz şehir mevcutken 1991’de bu sayı kırk yediye çıkmıştır.
İran’ın etnik yapısı çok karışıktır (Fârisî, Türk, Kürt, Ermeni, Belûcî, Afgan). Fârisî asıllılar en büyük kitleyi oluşturur (% 50); resmî dil Farsça’dır. Nüfusun yaklaşık % 20’si Türkçe konuşur. Fârisî asıllı olmayan etnik gruplar ülkenin merkezine uzak yerlerde, daha çok sınır bölgelerinde yaşamaktadır. Beşerî coğrafya, gelişmiş kırsal kesimlerle nüfusun yarıdan fazlasının yaşadığı şehirler arasında büyük bir zıtlık gösterir.
İran’da çalışan nüfusun % 30’unu tarımla iştigal etmektedir. Tarım millî üretimin % 13’ünü sağlamaktadır. Bu sektöre ayrılan 17 milyon hektar arazinin % 44’ünde sulu tarım yapılır. Büyük ekim alanları ülkenin kuzeyinde ve Hûzistan’da yer alırken sadece tarıma elverişli toprakların % 4’üne sahip olan Hazar vilâyetleri üretimin dörtte birini temin eder. Ürünler çok çeşitli ise de tarım arazilerinin dörtte üçünü tahıl (buğday, arpa, pirinç) kapsar. İran, hayvancılık alanında da güçlü bir Ülkedir.
Mescidisüleyman’da petrol bulunmasından (1908) sonra İran’ın tarihi değişti. İngiliz-İran şirketi Oil Company’nin işlettiği bu doğal zenginlik 1951’de Muhammed Musaddık hükümeti tarafından millîleştirildi. 1953’te İran Petrolleri Millî Şirketi yerini İngiliz ve Amerikan şirketlerince idare edilen milletlerarası bir komisyona bıraktı. Özellikle Hûzistan bölgesindeki Ahvaz, Geçsârân ve Âgācârî yakınlarında ve Basra körfezinde üretim 250 milyon tona kadar çıktı; İran-Irak Savaşı’nın (1980-1988) ardından 65 milyon tona kadar düştü. Hazar denizinin önemli petrol kaynakları henüz tam olarak değerlendirilmiş değildir. Üretim kapasitesi 1978’de günlük 7 milyon varilken 1990’dan itibaren günlük 4 milyon varilden aşağıdır. Harg adası yükleme tesislerinden yapılan ihracat, iç tüketimin hızlı artışından sonra azalmakla birlikte İran Devleti’ne 15 ile 18 milyon dolarlık bir gelir sağlamaktadır. Abadan’daki dünyanın en büyük petrol rafinerisinin İran-Irak Savaşı sırasında tamamen tahrip olmasından sonra rafinerilerin ülkenin iç kısımlarında inşa edilmesi siyaseti yoğunluk kazandı (Tahran, İsfahan, Tebriz, Erâk). İran, aynı zamanda dünyanın ikinci doğal gaz rezervlerine ve bilhassa Kirman’da çok farklı maden yataklarına sahiptir (çinko, barit, uranyum, demir, kömür). 1985’ten beri işletilen Şarşeşm bakır madeni dünyanın en zengin bakır yataklarından biridir.
1965’ten itibaren sanayi yatırımlarına harcanan petrol geliri İran’ın uygun alt yapılarla donatılmasını sağladı (elektrik, karayolu, demiryolu, telekomünikasyon). Sanayide çalışanlar (1947’de sadece 100.000 kişi) 1986’da faal nüfusun dörtte birini teşkil ediyordu. 1979’dan itibaren uygulanan yeni iktisadî siyaset, İran-Irak Savaşı ve Amerikan ambargosu sanayiin gelişmesini yavaşlattı ve yabancı sermayeyle olan ilişkileri sınırladı. İşletmelerinin yarısına yakını Tahran-Kerec bölgesinde bulunan İran sağlam bir sanayi altyapısına sahiptir. Üretimler en ağırından tüketim mallarına kadar çok çeşitlidir: Çelik, otomotiv, elektrikli ev aletleri, makine, alüminyum ve kimya sanayii gibi. Aktif sanayi politikası Kirman, Zencan, Kazvin, Simnân, Kum ve ülkenin güneyinde Arap yarımadası ile Hint Okyanusu’na açılan Benderabbas gibi yerlerde yeni sanayi tesislerinin geliştirilmesini sağladı.
İç ulaşım genelde karayoluyla gerçekleştirilmektedir. İkinci derecedeki mahallî yollar, kamyonların ve otobüslerin çok yoğun biçimde çalıştığı otoyollardan daha yaygındır. Komşu ülkelerle karayolu bağlantısı iyi değildir; tek büyük milletlerarası karayolu Türkiye’den gelir. Sınırdaki diğer noktalar sadece mahallî veya bölgesel ulaşımı sağlar. Hazar’ı Basra körfezine, Meşhed’i Türkiye sınırına ve Tahran, İsfahan, Kirman, Benderabbas’ı birbirine bağlayan hatlar ülkenin en önemli demiryolu arterleridir. 1966 yılında Türkmenistan demiryolu ağıyla kurulan bağlantı, Orta Asya ülkelerinin dışarıya ve Hazar denizine açılmalarını sağlamıştır.
İram (İran Araştırmaları Merkezi) Raporlarına göre İran:
İran’da idarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim (ademimerkeziyetçi) esaslarına dayanan karma bir yapıya sahiptir. Merkezî yönetim, ulusal düzeydeki en güçlü karar alıcı makamlardan oluşmakla birlikte merkez teşkilatı ve taşra teşkilatı olarak ikiye ayrılmaktadır. Merkezî yönetimde ulusal düzeydeki en güçlü karar alma kuruluşları sırasıyla; devrim rehberi, cumhurbaşkanı, başkan yardımcıları ve bakanları içerir. Yerel yönetimler; belediye ve yerel konseylerden oluşmaktadır. İller Yüksek Konseyi, il konseyi, ilçe konseyi, bucak konseyi, köy konseyi ve belediye meclisleri; yerel düzeyde ademi merkeziyetçiliğin ana bileşenlerini oluşturmaktadır. Yerel yönetimlerin, hizmet sunmada halka yakınlığı ve yerel demokrasinin uygulandığı birimler olduğu göz önünde bulundurulduğunda; çalışmada İran’da yerel yönetimlerin görev ve yetkileri ile organların atanma/seçilme usulleri üzerinde durulmuştur. Yasada, İran’da yürütme erkinde en güçlü karar alma organları hükûmet ve bileşenlerinden oluşmasına rağmen sahada askerî kurumlar, yargı kuruluşları, milletvekilleri ve diğer önemli organların karar alma süreçlerinde yerine göre daha baskın rol aldıkları görülmektedir. İran’ın idari yapısında ortaya çıkan yapısal sorunlar; idari yapıda kanun ve yönetmeliklerin yetersizliği, kurum ve kuruluşların eş güdümlü çalışmaması, kurumlar arası yapıcı etkileşim ve iletişim eksikliği, idari kurumlar arasında görev ve yetki dağılımına ilişkin uyuşmazlıkları olarak ortaya çıkmaktadır. İran idari sistemi, İslam Cumhuriyeti’nin niteliklerine uygun bir şekilde yapılandırılmıştır. Görevi ve misyonu, İslam Cumhuriyeti’nin anayasada belirlediği esaslara göre yönetimi sağlamaktır (Mir Muhammedi ve Hasanpur, 1390, s. 11). Bu sistemde genel politikaların belirlenmesi, en yüksek güç ve karar alma makamı olan devrim rehberinin yetkisindedir. Merkezî yönetim, kendi içerisinde merkez teşkilatı (rehber, cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar) ve taşra teşkilatı (ilde vali, ilçede kaymakam, bucakta bucak müdürü) olarak ikiye ayrılmaktadır. Kanuna göre idari sistemde yerinden yönetim kuruluşları; belediyeler ve yerel konseylerden oluşmaktadır. (https://www.iramcenter.org/uploads/files/iranin-idari-yapisi.pdf, dosyasından alınmıştır.)
Yazımızın ikinci bölümünde “İran ve Şiilik” bağlamında yine kaynaklardan aldığımız bilgiler olacaktır. Son bölümde yani üçüncü bölümde benim şahsi görüş ve düşüncelerim olacaktır, inşallah…)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.