Beyin Göçü: Çekenler ve itenler

Bir ülkenin gerçek serveti yer altı kaynakları değil, yetişmiş insan gücüdür. Tarih boyunca bilim adamları, sanatçılar ve uzmanlar; maddi ve manevi takdirin yüksek, araştırma imkanları geniş ve ifade özgürlüğünün güvence altında olduğu ülkelere gitme eğiliminde oldular.

Marifet iltifata tabidir” sözü gidilen ülkenin cazibesini gayet net açıklıyor.

Tarihi Örnekler...

Tarih boyunca basiretli yöneticiler ilim ve sanat adamlarını kendi ülkelerine çekmek için özel politikalar geliştirdiler.

MÖ 600-300 arasında Atina dünyanın her tarafından bilim insanlarını çeken bir cazibe merkezi haline gelmişlerdir. Platon ve Aristo bu dönemin en önemli okullarını kurmuşlardır.

MS 500’lü yıllarda Sasani hükümdarı Nuşirevan İran’ın Cundişapur şehrini bilim adamları için bir cazibe merkezi haline getirmiştir.

Fatih fetihten sonra İstanbul’u yalnızca siyasi bir başkent değil, aynı zamanda bir ilim merkezi yapmak istemiş ve bilim adamlarına cazip imkanlar sağlamıştı. Ali Kuşçu o dönemde gelenlerin en bilineniydi.

Timur döneminde Semerkand, Endülüs’te Kurtuba ve Abbasiler döneminde Bağdat farklı dönemlerde bilim ve sanat adamları için birer cazibe merkezi olmuştu.

Modern dönemde...

Bilim insanı akışı 19 ve 20. yüzyıllarda Avrupa’dan ABD’ye yöneldi. ABD’nin sunduğu laboratuvar imkanları, üniversite özerkliği, özgürlük ortamı ve yüksek ücretler; dünyanın dört bir yanından parlak zihinleri cezbetti. Silikon vadisi, dünyanın en yetenekli mühendis ve girişimcilerini bir mıknatıs gibi kendine çekmiştir.

Almanya ise özellikle son yıllarda nitelikli göç politikalarıyla mühendis, doktor ve araştırmacı gibi profesyonelleri kendine çekerek yaşlanan nüfusunu dengelemeye çalışıyor.

İdari Baskılar....

Beyin göçünün ikinci önemli nedeni ise idari baskılar ve itici faktörlerdir. Baskıcı yönetimler, güvenlik endişeleri, ifade ve akademik özgürlüğün daralması gibi unsurlar bilim ve sanat adamlarını ülkelerini terk etmeye mecbur bırakır. Bu durumda göç, bir tercih değil, özgürlüğün ve yaşamı sürdürmenin tek yolu haline gelir.

Nazi Almanya’sının baskılarından kaçan bilim adamları dünyanın farklı ülkelerine dağıldılar. Türkiye, 1930’lu yıllarda bu akademisyenlerin önemli bir kısmına kapılarını açtı; İstanbul ve Ankara üniversitelerinin modernleşmesinde bu isimler önemli rol oynadı.

Kazananı ve Kaybedeni

İster çekim ister itim gücüyle olsun beyin göçü alan ülke kazanır. Beyin göçü veren ülkeler açısından durum her zaman kayıptır. Eğitimine büyük kaynaklar harcanmış uzmanların kaybı, hem ekonomik hem de beşeri kayıptır.

Güncel Durum

Son on yılda uygulanan politikaların etkisiyle ülkemizden on binlerce doktor, mühendis ve akademisyen yurt dışına çıkmak zorunda kalmıştır. En somut örnek TTB verilerine göre doktorlar üzerinden verilebilir. 2016 öncesi yıllık birkaç yüz doktor yurt dışına çıkarken, 2022’de bu sayı iki bin beş yüzü geçmiş, sonraki yıllarda da iki binin üzerinde seyretmiştir. “Giderlerse gitsinler” ifadesi kamuoyunda çok ciddi tartışmalara yol açmıştır.

Özellikle son on yılda milyonlarca insana açılan soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar hatta işkenceler nedeniyle ülkemizde bir korku iklimi oluştu. İnsanların adalete güveni kalmadı. Kamuda ve özel sektörde çalışma imkanı bulamayan KHK’lılar hayatta kalabilmek için pasaportlarına kısıtlama konulmasına rağmen çareyi yurt dışına çıkmakta buldular.

Maalesef topluma her kaçan “suçlu” her susan “kabahatli” olarak sunuldu. Ana muhalefet lideri de bu algıya katkı sağladı. Oysa National Geografic gibi belgesellerde izlediğimiz kadarıyla aslında çakallardan kaçan ceylanların bir suçu yoktu. Birinin kaçması ya da susması onun gerçekten suçlu olduğu anlamına gelmiyordu.

Diğer yandan gençler arasında yapılan bir araştırmaya göre 18-29 yaş grubundaki gençlerin %76’sı torpilin liyakatten daha etkili olduğuna inanıyor ve yurt dışında yaşamak istiyor.

Sonuç ...

Beyin göçünün ülkemizde liyakat düzeyini hızla düşürdüğü açıktır. Bu insanların gitmek zorunda kalması, ülkenin bilimsel kapasitesi ve kurumsal gücü açısından önemli bir kayıptır.

Her biri uzun yıllar süren eğitim süreçlerinden geçmiş, kamu kaynaklarıyla yetişmiş insanların sessizce başka ülkelere gitmesi gerçekte son derece büyük bir servet kaybıdır.

Bununla birlikte uygun bilim politikaları, özgürlük ortamı, liyakat esaslı kurumlar ve nitelikli yaşam koşulları ile beyin göçünün geri dönüşü sağlanabilir.

Sonuçta ilim ve sanat adamları engelleri aşarak akacak bir yol bulur. Asıl mesele, o kaynakların kendi topraklarımızda kalmasını sağlayacak bereketli bir zemin oluşturmak ve giden zihinlerin geri dönmek isteyeceği bir ülke inşa edebilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Yücer Arşivi