Kritik bir soru: İklim Değişiyor mu?

Mayıs ayı Ülkemizde aşırı yağış ve su baskınlarıyla geçti. Birçok ülkeden de benzer haberler geldi.

Bundan hareketle herkesin aklına “dünyada iklim gerçekten değişiyor mu?” sorusu geldi.

Yoksa insanlık döngüsel doğa olaylarını bugün “iklim krizi” adıyla yeniden mi tartışıyor?

Bu sorunun cevabı hala tam olarak netleşmiş değil. Ancak netleşen bir gerçek var: Dünya artık alıştığımız iklim düzeniyle devam etmiyor.

Bir tarafta kuraklıklar, diğer tarafta şehirleri su altında bırakan ani seller. Bir bölgede orman yangınları, başka bir bölgede mevsimsiz kar yağışları…

Ülkemiz de bu büyük değişimin tam ortasında bulunuyor.

Yağış Rejimi Değişiyor

Copernicus uydusunun yaz sonu kayıtlarına göre Kuzey Kutbu’nda buzullar 1979’dan bu güne %35 oranında küçülmüştür. Orta Avrupa’da Alpler’deki buzul hacmi ise 2000 yılından bu yana %39'u erimiştir.

Olay sadece küresel ısınmadan dolayı buzulların erimesi değildir. Çünkü dünyada ekstrem hava olaylarının sayısı da artıyor. Meteoroloji verileri yağış rejimlerinin değişmeye başladığını gösteriyor. Bazı bölgelere aylarca yağış düşmezken, bazı şehirlerde birkaç saatlik yağmur sele dönüşüyor.

Mesele artık sadece “az yağmur yağması” değil. Yağışın zamanı, şiddeti ve dağılımı da değişiyor.

Ülkeler Yeni İklime Hazırlanıyor

İklim değişikliği sadece doğal paradoks değildir; aynı zamanda çevre, gıda, ekonomi, güvenlik ve devlet yönetimi meselesidir.

Hollanda yıllardır dev su bariyerleri, bentler ve pompaj sistemleri inşa ediyor. Çünkü deniz seviyesinin birkaç santim yükselmesi bile ülkenin önemli bir kısmını sular altında bırakacaktır.

Japonya deprem ve tsunamiye, Körfez ülkeleri kuraklığa, ABD ise kasırga ve orman yangınlarına karşı dev bütçeler ayırıyor.

Çünkü artık şu soruya cevap aranıyor: Yeni dönemde en büyük riskimiz nedir; kuraklık mı, sel mi? Bana göre artık her ikisi de aynı anda yaşanabiliyor.

İklim Tarih Boyunca Değişmedi mi?

Aslında iklim değişikliği yeni bir mesele değil.

Bugün Trump’ın göz diktiği buzlarla kaplı Greenland’ın geçmişte daha yeşil olduğuna dair güçlü bilimsel bulgular mevcuttur. Zaten “Greenland” yani “Yeşil Ülke” adı da buradan geliyor.

Orta Asya’daki kuraklıkların Türk göçlerini hızlandırdığı yönünde tarihçiler arasında yaygın görüşler var. Kuruyan otlaklar ve azalan su kaynakları büyük nüfus hareketlerini tetikledi.

İstanbul’da Haliç’in Avrupa’da ise nehirlerin donduğu ve yaklaşık 400 yıl süren “Küçük Buzul Çağı” döneminde de kıtlıklar, salgınlar ve sosyal krizler yaşandı.

Yani iklim sadece meteorolojik bir mesele değil; devletleri, ekonomileri ve medeniyetleri etkileyen stratejik bir olgudur.

İklim Neden Değişiyor?

Bu konuda iki farklı görüş var.

Birinci görüşe göre iklim değişikliği önemli ölçüde insan faaliyetlerinin bir sonucudur. Dünyadaki bilimsel kuruluşların büyük çoğunluğu bu görüşü destekliyor ve gerekçe olarak da yaptıkları araştırma sonuçlarını sunuyorlar.

Aslında bu yaklaşımı “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı” (Rum/ 41) mealindeki ayet de desteklemektedir.

İkinci görüşe göre ise iklim değişikliği doğal bir döngüdür ve insan kaynaklı değildi. Tarih boyunca sıcak ve soğuk dönemler yaşanmıştır. Güneş aktiviteleri ve gök cisimleri, konumlarına ve hareketlerine bağlı olarak iklim üzerinde etkili olmaktadır.

ABD Başkanı Trump da bu görüşe yakın politikalar izledi ve Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararı aldı. Ancak sebebi ne olursa olsun, iklim ciddi anlamda değişiyor ve bu artık günlük hayatı etkiliyor.

Bir peygamber’den Afet Yönetimi Dersi

Kur’an’da Hz. Yusuf, Mısır hükümdarının rüyasını yorumlarken “yedi yıl bolluk, ardından yedi yıl büyük kıtlık yaşanacağını” haber verir. Ardından da çözüm olarak bolluk döneminde stok yapılması, üretimin artırılması ve kriz dönemine hazırlık yapılmasını önerir.

Aslında bu, bugünkü modern afet yönetimi ve gıda güvenliği stratejilerinin çok eski bir örneğidir.

Bir Komplo Teorisi...

Son bir yıldır sosyal medyada sıkça gündeme gelen iddialardan biri de “bulutlarımızın çalındığı ve yağışların başka coğrafyalara yönlendirildiği” iddiasıydı.

Burada gerçek ile komployu ayırmak gerekiyor.

Evet, bulut tohumlama teknolojisi gerçektir. Dünyada 1960’lardan beri biliniyor ve bazı ülkelerce dezavantajlarına rağmen mevcut bulutlara gümüş iyodür veya tuz zerrecikleri püskürtülerek o bölgede yağmur yağdırılabiliyor.

Ülkemiz üzerindeki yağmur bulutları, Orta enlemlerdeki rüzgar sistemleri sebebiyle batıdan doğuya doğru ilerler. Genellikle Balkanlardan giriş yapar ve doğu/güneydoğu yönüne doğru hareket eder.

Bu günün teknolojisiyle hiçbir ülke henüz rüzgara hükmederek bulutları istediği yere götürecek bir seviyeye ulaşabilmiş değildir.

Tamam ama ileride bulutlara hükmetmek mümkün olamaz mı?

Buna Kur’andan bir ayetle cevap verilebilir. Sebe Suresinde “Rüzgarın Hz. Süleyman’ın emrine verildiği” anlatılır. Bilim Peygamber mucizelerine ulaşmayı hedeflediğine göre ileride neden olmasın.

Ancak asıl mesele insanlık teknolojiyle bulutları etkilemeye çalışırken kendi tüketim alışkanlıklarını değiştirmiyor, şehirleşme ve tabiatla ilişkisini yönetemiyor.

Eğer doğayla uyumlu kentleşme, sanayileşme, ulaşım ve üretim modelleri kurulmazsa felaketler eksik olmayacaktır. Çünkü kurduğunuz medeniyetleri tabiatla savaşarak uzun süre ayakta tutamazsınız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Yücer Arşivi