Aysel Ayşe Aygün Özer
Laiklik ve Çoğulculuk: Hukuki ve Toplumsal Perspektif
1. Laiklik: Devletin Nefesi, İnancın Teminatı
Son günlerde laiklik üzerine yürüyen tartışmalar, kavramın kendisinden çok algılar üzerinden ilerliyor. Kimileri laikliği yalnızca bir anayasa maddesi zannediyor; bazı yanlış anlayışlar ise onu yalnızca dinsizlikle ilişkilendiriyor. Oysa laiklik, modern devlet teorisinin temel taşlarından biridir; ideolojik bir tercih değil, kamusal düzenin sigortasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinde laiklik, Mustafa Kemal Atatürk tarafından yalnızca bir hukuk ilkesi olarak değil, toplumsal barışın teminatı olarak konumlandırılmıştır. 1937 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Anayasa’ya dahil edilmiş ve bugün Anayasa Mahkemesi içtihatlarında “değiştirilemez nitelik” kapsamında değerlendirilmiştir.
Laiklik Neden Değiştirilemez?
Laiklik, devletin tüm inanç gruplarına eşit mesafede durmasının hukuki garantisidir. Devletin bir dine, mezhebe veya inanç yorumuna yaslanması, diğerlerini ikinci plana iter; bu ise hukuk devleti ilkesini zedeler. Laiklik kaldırıldığında veya içi boşaltıldığında şu riskler ortaya çıkar:
Hukukun nesnelliği zayıflar.
Yasama süreçleri, evrensel hukuk ilkeleri yerine teolojik referanslarla şekillenirse, hukuk ortak zemin olmaktan çıkar.
Toplumsal çoğulculuk zarar görür.
Siyasal iktidar kutsallaşabilir; oysa siyaset hesap verebilirlik üzerine kuruludur.
2. Tarih Ne Söylüyor?
Dünya siyasal tarihi, din ile iktidarın iç içe geçtiği dönemlerde çatışmanın arttığını gösterir. Avrupa’da Orta Çağ boyunca süren mezhep savaşları, özellikle Otuz Yıl Savaşları, dini referanslı iktidar mücadelelerinin toplumları nasıl yıkıma sürüklediğinin örneklerindendir. Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bu süreç, modern laik devlet anlayışının doğmasına zemin hazırlamıştır.
Aydınlanma düşüncesiyle devletin meşruiyet kaynağı “ilahi yetki”den “toplumsal sözleşme”ye evrilmiştir. Bu dönüşüm, modern dünyanın siyasi mimarisini belirlemiştir. Türkiye özelinde ise laiklik, bir medeniyet tercihi olarak ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, dini kamusal hayattan uzaklaştırmak için değil, siyasal araçsallaştırmadan korumak için laikliği sistemin merkezine yerleştirmiştir.
Çoğunluk İradesi ve Anayasal Sınırlar
Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir. Anayasal demokrasi; çoğunluğun yetkisini temel hak ve ilkelerle sınırlar. Eğer çoğunluk azınlığın haklarını ortadan kaldırma eğilimine girerse, anayasal ilkeler devreye girer. Laiklik de bu koruma kalkanlarından biridir.
3. Anayasal Çerçevede Laiklik
Değiştirilemezlik
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi, devleti “laik” bir hukuk devleti olarak tanımlar. Bu tanım, devletin bütün organlarını bağlayan kurucu normdur. 4. madde ise, 2. maddede yer alan niteliklerin değiştirilemeyeceğini ve teklif dahi edilemeyeceğini hükme bağlar. Bu düzenleme, anayasa hukukunda “katı anayasa” ve “koruyucu madde” (entrenched clause) olarak bilinir.
Normlar Hiyerarşisi
Hukuk sisteminde normlar hiyerarşisi vardır:
Anayasa
Kanunlar
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri
Yönetmelikler ve alt düzenlemeler
Alt normlar, üst normlara aykırı olamaz. Eğer bir düzenleme laiklik ilkesine aykırı ise, denetim yetkisi Anayasa Mahkemesi’ne aittir. Mahkemenin içtihadında laiklik; din ve devlet işlerinin ayrılığı, devletin tüm inançlara eşit mesafede olması ve hukuk düzeninin dini kurallara dayandırılamaması şeklinde yorumlanmıştır.
Temel Haklar Boyutu
Laiklik, temel haklarla doğrudan ilişkilidir. İnanç özgürlüğü (Anayasa m.24), devletin tarafsızlığıyla anlam kazanır. Devlet bir inanç yorumunu esas aldığında diğer yorumların özgürlüğü fiilen daralır. Hakların güvencesi, devletin sınırlanmasından geçer; laiklik devleti sınırlar, bireyi değil.
4. Ayrım Değil, Adalet: Birlikte Yaşamanın Asıl Zemini
Toplumu ayakta tutan şey, aynı düşünmek değil; farklı düşünebilme hakkının güvence altında olmasıdır. Ayrım olmadan birlik olmaz; farklılık olmadan çoğulculuk olmaz; çoğulculuk olmadan gerçek saygı doğmaz.
Laiklik, insanları tek bir kalıba dökmeye çalışmaz; farklı kalıpların bir arada var olabileceği ortak zemini kurar. Devletin tarafsızlığı, bireyin özgürlüğünü genişletir. Azınlıkta kalan görüşler, farklı mezhepler veya inançsızlar, aynı hukuk çatısı altındadır. Laiklik bir ayrıştırma projesi değil; denge ve ortak güvence ilkesidir.
5. Sonuç
Laiklik ideolojik bir tercih değil, anayasal bir güvence mekanizmasıdır.
Devletin görevi iman telkin etmek değil, adalet tesis etmektir.
Hukuk devleti ilkesinin tamamlayıcısı, temel hakların güvencesi ve demokratik rejimin sigortasıdır.
Laiklik, farklı inançların ve düşüncelerin güvence altında yaşayabileceği ortak alanı sağlar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.