Bazı insanlar vardır; gidişleriyle hayatımızda öyle büyük bir boşluk bırakırlar ki, kalan her şey bir süre sessizleşir. Sanki dünya, bir anlığına nefesini tutar. O an anlarız… Biz aslında en çok, kaybettiklerimizden öğreniriz yaşamı.
Birinin yokluğu, varlığındaki değeri ağır ağır öğretir insana. Bir kahve kokusunda yüzü gelir aklımıza, bir eski şarkıda sesi. Hiç fark etmeden ezbere bildiğimizi sandığımız hayat, meğer onların küçük cümleleriyle, alışkanlıklarıyla, varlığıyla örülmüş. Gidişten sonra anlarız neyi tamamlayamadığımızı, neyi hiç söyleyemediğimizi, kaç kere “sonra söylerim” diye ertelediğimizi.
Kaybettiğimiz birinin fotoğrafına bakmak özlemdir. Fotoğrafa bakamamak ise kocaman bir hasret. Her hasretin sonunda ise beklenen bir vuslat olduğunu da çok iyi biliriz.
Kaybettiklerimiz, bize yaşamın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır. Bir gün vardır, bir gün yok. Her şey aynı hızla akıyor gibi görünse de, aslında hiçbir şeyin garantisi yoktur. Bu gerçek önce canımızı yakar, sonra öğretir. Öğreniriz ki, insan ömrü biriktirdiği eşyalarla değil; paylaştığı sevgiler, söylediği sözler ve dokunduğu yüreklerle anlam bulur.
Acı, sırf acı değildir. Bize sabrı öğretir. Zamanın, sandığımız gibi her yarayı kapatmadığını ama yarayla yaşamayı öğrettiğini fark ederiz. Eksiklerimizle tamamlanmayı, yoklukla güçlenmeyi, anılarla ayakta kalmayı öğreniriz.
Ve belki de en çok, kalanlara sarılmayı öğreniriz. Çünkü her kayıp, bize kalanları kaybetmeden sevmemiz gerektiğini fısıldar. Bir fotoğrafın kıymetini, bir sarılmanın sıcaklığını, bir “iyi ki varsın” demenin gücünü hatırlatır.
Kaybettiklerimizden öğrendiklerimiz aslında bize verilen en sessiz ama en güçlü derstir: Hayat kısa, sevgi acele edilmeyecek kadar değerli, vedalar da bir sonraki sarılışın hatırlatıcısı...
Sağlıcakla kalın…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.