Zafer Çam
Makamlara değil, halka hizmet
Zaman değişiyor ama koltuk sevdası hiç değişmiyor.
Bugün de etrafımıza baktığımızda, makam ve mevki hırsının insanları nasıl dönüştürdüğüne tanık oluyoruz.
Bir siyasi partinin içinde olmak bazı insanları değiştiriyor.
Bir koltuk uğruna eğilenleri, el öpenleri, kişiliğini pazarlığa açanları görmek artık şaşırtmıyor bizi.
Oysa bu topraklarda “hizmet makamı” denilen şey, “hizmetkârlık” anlamına gelmeliydi.
Ne acıdır ki bugün, çoğu kişi makamı hizmet etmek için değil, hizmet ettirmek için istiyor.
Liyakatin yerini sadakat almış durumda.
“Sen yeter ki emret!” diyenlerin önü açılıyor; düşünen, sorgulayan, hakkı savunanlar ise dışlanıyor.
Makam için eğilenler, koltuğu elde edince aynı kibirle başkalarını eğmeye kalkıyor.
Dürüst, adaletli, vicdanlı insanlar kenarda beklerken; “benim adamım” düzeni, ülkenin kaderini belirliyor.
Bu çürüme sadece büyük siyasette değil, en küçük mahalle muhtarlığında bile hissediliyor artık.
Herkes bir koltuğun, bir unvanın peşinde.
Çünkü biz toplum olarak da buna alkış tutuyoruz.
Makamı olanın sözü daha “kıymetli”, unvanı olanın yeri daha “yüce” sanıyoruz.
Oysa yücelik koltukta değil, karakterde gizlidir.
Ne var ki, hiçbir makam kalıcı değildir.
Bugün önünde eğildiklerimiz yarın unutulur gider.
Geride kalan ne o koltuk olur, ne de unvan…
Sadece “nasıl bir insan olarak hatırlandığımız.”
Bu yüzden, makam hevesiyle yanıp tutuşanlara değil, Hak Dava’ ya gönül vermişlere ihtiyaç var bu ülkede.
Çünkü hak için yola çıkan, koltuğa yaslanmaz; insan için çalışan, kimsenin elini öpmez.
Toplum da genelde makam ve mevki sahibi oldukları sürece insanlara büyük ilgi ve saygı gösterir, gıpta ile bakar.
Bu nedenledir ki makam ve mevki sahibi olmanın albenisi, cazibesi daima vardır.
Hâlbuki makamlar ve mevkiler ne kadar uzun süreli işgal edilirse edilsin geçicidirler ve sanıldığı kadar iz bırakmazlar.
Dememiz o ki; makam-mevki hevesi ile Hak Dava ’ya hizmet sevdası hiç bir zaman bir olamaz.
Ne bu dünyada ne de ahirette.
Özellikle Hak Dava ’ya hizmet ettiğine inanan insanların bir makam-mevki uğruna birbirlerini çiğnemeleri, tepelemeleri, itişip kakışmaları kadar çirkin bir şey olamaz.
Makamlar geçicidir; dava kalıcıdır.
Makam insanı değil, insan makamı yüceltir.
Bugün eller öperek, eğilerek gelenlerin yarın nasıl davrandıklarını gördükçe, şu soru kulaklarımızda çınlamalı:
“Takla atarak gelen, gerçekten hizmet edebilir mi?”
Akıl, insana sonunu düşünsün diye verilmiştir.
Eğer başkalarının düşüşünden ders almazsak, yarın aynı uçurumun kenarında biz de dururuz.
Makamlar geçer, mevkiler solar ama vicdanla yapılan hizmet asla unutulmaz.
Çünkü iz bırakmak, koltukla değil, karakterle olur.
Ayıdan post, Amerika’dan dost olmaz!
11 Temmuz 2026 Cumartesi 01:00İlle de diploma değil, ille de zanaat
09 Temmuz 2026 Perşembe 01:00Söylemde mücahit, eylemde müteahhit
08 Temmuz 2026 Çarşamba 01:00Makamın büyüttüğü değil, kibrin küçülttüğü insanlar
06 Temmuz 2026 Pazartesi 08:26Bir şehre iz bırakmak…
04 Temmuz 2026 Cumartesi 01:00İnsanın alçak sarısı
02 Temmuz 2026 Perşembe 01:00CHP’li siyasetin dönerleri
30 Haziran 2026 Salı 01:00Ahlakı kaybeden toplum, geleceğini kaybeder
29 Haziran 2026 Pazartesi 01:00Kerbela bitmedi, Yezid de ölmedi
27 Haziran 2026 Cumartesi 01:00Herkes kendi hırsızını koruyor
26 Haziran 2026 Cuma 01:00
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.