Ahlakı kaybeden toplum, geleceğini kaybeder

Son yıllarda sıkça kendi kendime şu soruyu soruyorum:

Biz neyi kaybettik?

Ekonomiyi mi, huzuru mu, güveni mi?

Aslında hepsinin temelinde yatan tek bir kaybımız var: Ahlak.

Bir toplumun mayası ahlaktır.

Ahlak bozulduğunda önce güven sarsılır, ardından adalet yara alır, merhamet azalır ve sonunda insanlar birbirinden uzaklaşır.

İşte bugün yaşadığımız birçok sorunun temelinde de bu büyük kayıp yatıyor.

Ahlak; market raflarında satılan bir ürün değildir.

Çarşıdan, pazardan alınmaz.

Ne para ile satın alınabilir ne de makamla elde edilir.

Çünkü ahlak, insanın vicdanında yeşerir; ailede filizlenir, okulda gelişir, toplumun ortak yaşamında kök salar.

Bugün etrafımıza baktığımızda insanları birbirine bağlayan güven duygusunun her geçen gün biraz daha zayıfladığını görüyoruz.

Eskiden bir insanın sözü senet yerine geçerdi.

Şimdi ise imzalar bile güven vermiyor.

İnsanlar neden bu hale geldi?

Daha çok kazanma hırsı, daha fazla makam elde etme arzusu ve bitmek bilmeyen dünya sevgisi; birçok insanın vicdanını susturdu.

Menfaat, doğruluğun önüne geçti.

"Ben" duygusu, "biz" olmanın önüne geçti.

Peki, sadece vatandaşı mı eleştireceğiz?

Topluma örnek olması gereken siyasetçiler, yöneticiler, bürokratlar, kanaat önderleri ve toplumun önünde bulunan herkes önce kendisine şu soruyu sormalıdır: “Ben söylediklerimi gerçekten yaşıyor muyum?"

Çünkü toplum, yönetenlerin ve önde duran insanların davranışlarından etkilenir.

Söylenen sözlerden çok, yaşanan örnekler iz bırakır.

Okullarımızda ahlak dersleri okutuluyor.

Ancak ahlak yalnızca kitap sayfalarında kaldığında çocukların karakterine yön veremez.

Ahlak, yaşayarak öğrenilir.

Camilerde hutbelerde ahlaktan bahsediliyor.

Elbette bu çok kıymetlidir.

Fakat hutbeden çıkan insanın günlük hayatında dürüstlük, kul hakkına saygı ve adalet yoksa söylenen sözler havada kalır.

İş hayatına bakalım...

İşveren ile çalışan arasındaki güven her geçen gün azalıyor.

Ticarette dürüstlük eskisi kadar konuşulmuyor.

Esnafın, tüccarın, üreticinin ve sanayicinin büyük çoğunluğu elbette emeğiyle helal kazanç peşindedir; ancak haksız kazancı normal gören anlayış da toplumda ciddi bir yara açmaktadır.

Bugün gönül rahatlığıyla alışveriş yapabileceğimiz, "Bu insan beni aldatmaz." diyebileceğimiz insanların çoğalmasına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

En acısı ise diplomaların çoğalması, fakat karakter sahibi insanların aynı oranda artmamasıdır.

Üniversiteler açıyoruz, gökdelenler dikiyoruz, şehirleri büyütüyoruz.

Ama aynı zamanda komşuluğu kaybediyoruz, selamı unutuyoruz, paylaşmayı ihmal ediyoruz.

Beton yükseliyor...

İnsanlık alçalıyor.

Oysa medeniyet; yüksek binalarla değil, yüksek ahlakla kurulur.

Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca yollarıyla, köprüleriyle, fabrikalarıyla ölçülmez.

Asıl ölçü; insanların birbirine duyduğu güvendir. Adaletin gücüdür. Vicdanın sesidir.

Bugün yeniden bir ahlak seferberliğine ihtiyacımız var.

Bu mücadele sadece devletin değil; anne babanın, öğretmenin, din görevlisinin, siyasetçinin, esnafın, işçinin, çiftçinin ve bu topraklarda yaşayan her insanın ortak sorumluluğudur.

Çünkü ahlak, başkasından beklenerek değil, önce kendimizde başlayarak topluma yayılır.

Eski Yunan filozofu Diyojen'in gündüz vakti elinde yanan bir fenerle dolaştığı anlatılır.

Kendisine: “Bu saatte elindeki fenerle ne arıyorsun?" diye sorduklarında verdiği cevap, yüzyıllardır hafızalarda yerini koruyor: "Adam arıyorum."

Aradan binlerce yıl geçti.

Bugün biz de aynı arayışın içindeyiz.

Makam sahibi insanlar değil…

Servet sahibi insanlar değil…

Gerçek anlamda dürüst, vicdanlı, sözüne sadık, kul hakkından korkan, ahlaklı insanlar arıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki; Ahlakını kaybeden bir toplum, önce güvenini, sonra huzurunu, en sonunda da geleceğini kaybeder.

Yeniden güçlü bir nesil istiyorsak; önce yollarımızı değil, gönüllerimizi onarmalıyız.

Çünkü bir milleti ayakta tutan beton değil, ahlaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Çam Arşivi