CHP'de değişim tartışmasının geldiği nokta

Siyasetin en acı tarafı, bazen yıllarca süren kavganın sonunda herkesin başladığı yere dönmesidir.

İşte o zaman insanın aklına eski bir hikâye gelir:

"Ağa, biz bu boku niye yedik?"

Bugün CHP'de yaşanan tartışmalara bakınca da birçok kişinin zihninde benzer bir soru dolaşıyor.

Dünün "Bay Kemal’i gitti denildi.

Değişim geldi denildi.

Özgürle yeni bir dönem başladığı söylendi.

Kurultay yapıldı, delegeler oylarıyla tercihini kullandı, parti yönetimi değişti.

Sözde Özgür’le kadrolar umut oldu, meydanlar doldu, seçim zaferleri konuşuldu.

CHP'nin iktidara yürüdüğü, yeni bir hikâye yazıldığı anlatıldı.

CHP dönüp kendisine bir bakmıyor bu halk bizleri niye yüz yıllık partiyi tek başına iktidar etmiyor her zaman yanımız bir ortak veriyor.

Parti içinde ve dışında birçok kişi bu değişimle CHP’nin iktidar olacağına inandı.

Ancak siyasette hiçbir hesap tamamen kapanmıyor.

Zaman geçti, tartışmalar büyüdü.

Kurultay süreci sorgulandı, mahkeme koridorları devreye girdi, eski defterler yeniden açıldı.

Oyların satıldığını satılmış delegelerin oyuyla seçim iptal ediliyor.

Özgür dinlenmeye alınıyor Kemal Ağa tekrar CHP’nin başına geçiyor.

Özgür CHP başkanlığını kaptırma diyor, atasının kabrine yürüyor.

Kemal Ağa koltuğa kuruluyor rüşvetçileri temizleyeceğim diyor.

Bir anda siyaset sahnesinde tanıdık isimler ve tanıdık tartışmalar geri dönüyor.

Şimdi parti içinde farklı sesler yükseliyor.

CHP kazını kaynıyor kapak tutmuyor.

Bir kesim Özgür’ün devam etmesini isterken, bir kesim Kemal’in tecrübesine dönülmesi gerektiğini savunuyor.

Ortaya çıkan manzara ise oldukça karmaşık.

Bir yanda eski yönetim, diğer yanda yeni yönetim.

İstifaların ardı arkası kesilmiyor, çok başlılık devam ederken yeni parti sözleri konuşuluyor.

Bir yanda değişim iddiası, diğer yanda dönüş beklentisi.

Parti kendi içinde ortak bir yol haritası oluşturmakta zorlanırken, seçmen de doğal olarak şu soruyu soruyor:

"Bu kadar kavga, bu kadar mücadele, bu kadar tartışma sonunda yine aynı noktaya döneceksek, bunca zaman ne yaşandı?"

Bay kemal Ağa koltuğa döndü.

İşte tam burada meşhur hikâye devreye giriyor.

Bir gün ağa, kâhyasına şehre gideceğini söyler.

En gösterişli atlar hazırlanır, en güzel araba süslenir.

Ağa da kâhya da arabaya biner ve yola çıkarlar.

Yol boyunca ağa sahip olduğu ihtişamla övünür, kâhya da içinden keşke bu atlar ve araba benim olsa diye geçirir.

Bir süre sonra ağa arabayı durdurur.

Kâhyaya dönüp: “Bu atla araba senin olsun ister misin?" diye sorar.

Ağa kâhyaya bu "Atın boku’nu yersen sen Ağa olacaksın ben arabayı süreceğim."

Kâhya kabul eder, Ağa dizginlere geçer kâhya paytonun gölgeli koltuklarına kurulur.

Şehirde dönüş yolunda bu kez ağa pişman olur.

Köye eli boş dönmek istemez.

Kâhyada ağasının bu halini hissediyor: " Ağa isterseniz ben tekrar dizginlere geçeyim sende koltuğa geç”.

“Kâhya ağaya derki şu yerdeki atın bokunu yiyeceksiniz."

Ağa da kabul eder.

Sonunda köye döndüklerinde at da araba da yine ağanındır.

Hiçbir şey değişmemiştir.

Kâhya gülmeye başlar.

Ağa merak eder: "Niye gülüyorsun?"

Kâhya sorar: “Köyden çıkarken bu atla araba kimindi?"

Ağa: "Benimdi."

"Peki, şimdi kimin?"

"Benim."

Kâhya başını sallar: "O zaman ağam, biz bu boku niye yedik?"

Belki de siyasette seçmenin en çok sorduğu soru budur.

Koltuklar değişir, sloganlar değişir, ittifaklar değişir, yüzler değişir...

Ama sonuç değişmiyorsa, vatandaş dönüp aynı soruyu sorar: "Biz bu kadar tartışmayı, bu kadar kavgayı, bu kadar bedeli niye yaşadık?"

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Çam Arşivi