San Francisco'da batan güneş

Büyük umutlarla, jenerasyonumuza olan sonsuz güvenimizle ekran başına geçtiğimiz 2026 Dünya Kupası macerası, maalesef San Francisco'da soğuk bir duşla, hem de hiç beklenmedik bir senaryoyla noktalandı.

Avustralya yenilgisinin ardından Paraguay maçı bizim için bir reaksiyon, bir ayağa kalkış sahnesi olmalıydı. Ancak henüz ne olduğunu anlamadan, kronometre 2. dakikayı gösterirken Matías Galarza’nın uzaktan vurduğu o top filelerimizle buluştuğunda, sadece kalemiz değil, turnuva planlarımız da sarsıldı.

Bir köşe yazarı gözüyle bakarsak, bu mağlubiyetin ve dolayısıyla vedanın arkasında yatan üç temel kırılma noktası var:

1.Konsantrasyon eksikliği ve savunma zafiyeti

Dünya Kupası gibi devasa bir sahnede, maçın ilk düdüğü çaldığı andan itibaren "öğrenme" ya da "ısınma" lüksünüz yoktur. Savunmadan topu çıkarırken kaptırdığımız top ve ceza sahamızın önünde rakibe verilen o geniş alan, turnuva seviyesindeki bir takımın yapmaması gereken bir paylaşımdı. Enciso'nun pasında Galarza bomboş kalırken, savunma yerleşimimiz henüz maça başlayamamış bir görüntü çiziyordu.

2. Sayısal avantajı yaratıcılığa dönüştürememek

Maçın 45+3. dakikasında Miguel Almirón’un Mert Müldür ile girdiği diyalog sonrası gördüğü doğrudan kırmızı kart, futbol tanrılarının bize sunduğu açık bir davetiye gibiydi. Koca bir ikinci yarıyı 10 kişi kalmış, tamamen geriye yaslanacak bir Güney Amerika duvarına karşı oynayacaktık.

Ancak topa sahip olmakla, o topu tehlikeye dönüştürmek arasındaki farkı bir kez daha acı şekilde tecrübe ettik. Hakan Çalhanoğlu, Arda Güler, Kenan Yıldız gibi ayaklara sahip bir takımın, eksik yakalanmış rakip savunma blokları arasında üretkenlik sıkıntısı yaşaması kabul edilebilir bir durum değil. Rakip ceza sahası çevresinde topu çok döndürdük, baskı kurduk ancak o yaratıcı pası, o kilidi açacak bitirici dokunuşu bir türlü yapamadık.

3. direkler, şanssızlık ve bitiricilik sorunu

Futbol bazen sadece taktikle açıklanamaz; Santimlerin ve saniyelerin oyunudur. İlk yarıda Mert Müldür’ün kafasında iki direğe birden çarpıp içeri girmeyen o top, belki de bu turnuvadaki şansımızın özetiydi. Maçın son anlarında Barış Alper’in taşıdığı, Can Uzun ve Deniz Gül ile sonuçlandıramadığımız o pozisyon ise hücum hattındaki bitiricilik problemimizin tescili oldu. İki maçta sıfır gol atarak Dünya Kupası'nda bir üst tur hayali kurmak, matematiksel olarak da mantıksal olarak da imkansızdı.

Teknik direktörümüz Vincenzo Montella ve talebeleri için bu turnuva çok büyük bir ders olmalı. Yetenekli bir jenerasyona sahip olmak yetmiyor; Turnuva takımı olabilmek için o yeteneği katı bir disiplin, bitiricilik ve oyun aklıyla birleştirmek gerekiyor. ABD ile oynayacağımız formalite maçı, belki de 2028 Avrupa Şampiyonası ve sonraki süreç için yeni bir yapılanmanın ilk adımı olmalı.

Bizim için erken, fazlasıyla can acıtıcı ama derslerle dolu bir veda oldu. Fakat buradan çıkaracağımız ders ne derseniz turnuva oynamadan maçların kazanılmadığı. Çünkü kendimizden zayıf gördüğümüz Avusturalya ve Paraguay karşısında gol pozisyonlarını nasıl değerlendiririz ve bundan sonraki maçlarda bunları golle sonuçlandıracağımız olmalı.

Netice şunu demez lazım daha Dünya Kupasına gitmeden kurduğumuz hayallerin iki maçta bitmesi bizim açımızdan gerçekten acı bir tecrübe oldu bundan yana çıkaracağımız derslerle bundan sonraki turnuvalarda daha başarılı sonuçlar alacağımıza olan inancımdır…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp Kara Arşivi