Aysel Ayşe Aygün Özer
Seçmenin oyu partiye gitti, başkan başka yere
Sandık, sadece bir isim pusulası değildir. Sandık; bir siyasi çizgiye, bir programa, bir dünya görüşüne verilen toplu bir iradedir. Hele ki yerel seçimlerde, özellikle büyük ilçelerde seçmen çoğu zaman kişiden önce partiye oy verir. Keçiören örneğinde yaşanan tam olarak budur.
Mesut Özarslan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olarak Keçiören Belediye Başkanlığı’na seçildi. Bu gerçeği eğip bükmenin, “ben şahsım için seçildim” demenin siyasal karşılığı yoktur. Keçiören gibi ideolojik tercihlerin belirleyici olduğu bir ilçede seçmen, kişisel biyografiye değil, CHP tabelasına oy vermiştir. Aksi olsaydı, aynı isim başka bir partiden aday gösterildiğinde de aynı sonucu alırdı; ama siyaset böyle işlemiyor.
Şimdi sorulması gereken temel soru şudur:
Bir seçilmiş, kendisini seçtiren siyasi kimliği terk ettiğinde, seçmenin iradesini de terk etmiş olmaz mı?
Birkaç gündür sosyal medyada dolaşan “istifa edecek, AK Parti’ye geçecek” söylentileri dün akşam bizzat kendi açıklamasıyla gerçeğe dönüştü. Ve mesele tam da burada başlıyor. Çünkü bu sadece bir “parti değiştirme” meselesi değildir; bu, emanet edilen bir iradenin başka bir adrese taşınmasıdır.
Seçmen CHP’ye oy verirken şunu demiştir:
“Bu ilçeyi CHP yönetsin.”
“Bu belediye CHP politikalarıyla idare edilsin.”
“Bu koltuk CHP’nin olsun.”
Ama sonuçta olan şudur: Seçmenin oyu partiye gitmiş, başkan ise başka bir yere.
Bu durumun adı siyaset değildir; bu durumun adı temsilde kırılmadır. Çünkü seçmen, sandıkta A Partisi’ni tercih ederken B Partisi’nin belediyeciliğine razı gelmiş sayılmaz. Demokrasi, “kazanan istediğini yapar” sistemi değildir. Demokrasi, yetkinin sınırlarını ve kaynağını bilme rejimidir.
Tam da bu yüzden, uzun zamandır dile getirilen ama bir türlü hayata geçirilmeyen çok temel bir ilkeye ihtiyaç var:
Bir belediye başkanı, seçildiği partiden istifa ediyorsa, belediye başkanlığından da istifa etmelidir.
Yerine gelecek isim, yine o partiden olmalıdır. Çünkü koltuk şahsi değil, siyasi bir koltuktur. İsteyen, elbette başka bir partiye geçebilir; bu herkesin siyasi tercihidir. Ama o tercihin bedelini seçmen değil, tercihi yapan ödemelidir.
Aksi halde şu kapı ardına kadar açılır:
Seçmen kandırılır, sandık anlamsızlaşır, siyasi etik buharlaşır.
Bugün mesele CHP’dir, yarın başka bir parti olur. İlke, isimden ve partiden bağımsızdır. Eğer insanlar başka bir parti isteseydi, sandıkta zaten onu seçerdi. Kimse kimseyi zorla CHP’ye, AK Parti’ye ya da başka bir partiye oy vermeye mecbur etmedi.
Demokrasi, “sonradan rota değiştirme özgürlüğü” değil; başlangıçta verilen sözün sorumluluğudur.
Ve unutulmamalıdır:
Seçmenin oyu bir bavul değildir; alıp başka bir yere taşınamaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.