İrfan Paksoy
Akıl odur ki başa geleceği bile-3
Giriş…
Dört bölümden ibaret olan ve bu makale ile de üçüncü bölümü yayımlanan bu makale dizisinde Son Osmanlı Mebûsan Meclisi’nin, 13 Kasım 1918 tarihinden beri İtilaf Devletlerinin fiilen işgâli altında olan İstanbul’da 12 Ocak 1920 tarihinde açılarak faaliyetine başlaması gerekçe gösterilerek başta İstanbul Hükûmeti olmak üzere bazı kuruluş ve şahısların Sivas Kongresinden itibaren yürütme (hükûmet) yetkisini üstlenen ve o şekilde hareket eden Mustafa Kemâl Paşa başkanlığındaki Temsil Heyeti ile millî teşkilatın lağvedilmesi gerektiğine ilişkin beyan ve uygulamaları bağlamında yaşanan gelişmeler ele alınmış ve bunlara ilişkin bir değerlendirme yapılmıştır.
Öncesi…
Dizinin daha önce yayımlanmış olan ilk iki bölümünde Osmanlı Devleti’nin ağır bir mağlubiyetle çıktığı I. Dünya Savaşı sonrasında imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütârekesi (30.10.1918) sonrasında İstanbul başta olmak üzere [13.10.1918] ülkenin İtilaf Devletleri tarafından sözde gerekçelerle yer yer işgâl ediliyor olmasına rağmen İngiltere’nin insafına sığınarak kötünün iyisi bir barış anlaşması sağlamaya yönelik tutum ve politikalar izleyen ve Türk milletini de adeta sahipsizmiş gibi bir duruma düşüren İstanbul’daki Saray ve hükûmetin bu acziyetine karşı hükûmetin yerine, Sivas Kongresi’nde [04-11.09.1919] Türk milleti adına “yürütme” yetki ve görevini üstlenmek üzere Mustafa Kemâl Paşa başkanlığında bir Temsil Heyeti seçilmesinden, Kasım-Aralık 1919 aylarında parlamento seçimlerinin yenilenmiş olmasından, asıl işgâllerin Ege bölgesinde olması ve buna bağlı olarak asıl mücâdelenin Yunanlara karşı verilecek olması nedeniyle Temsil Heyetinin çalışmalarının Ankara’da yürütmesinin uygun olacağı kararından hareketle Mustafa Kemâl Paşa başkanlığındaki bu heyetin Ankara’ya gelmesinden [27.12.1919], Mebûsan Meclisi denen Osmanlı parlamentosunun 12 Ocak 1920 tarihinde [13 Kasım 1918 tarihinden beri] İtilaf Devletlerinin işgâli altında olan İstanbul’da açılarak çalışmalarına başlamasından, bu Mecliste Millî Mücâdele yanlısı mebuslardan oluşan Felah-ı Vatan isimli grubun gayretleri sonucu Meclis’te oybirliği ile kabul edilen [28.01.1920] Osmanlı Devleti ile I. Dünya Savaşı’nın galip devletleri arasında imzalanacak olan barış antlaşmasına yönelik Osmanlı Parlamentosunun taleplerini içeren Misak-ı Millî’nin 17 Şubat’ta da kamuoyuna açıklanmış olmasından, Sadrazamın (Başbakanın) Meclis’te yapmış olduğu [09.02.1920] konuşmada Meclis’in açılması sonucu Temsil Heyeti’nin yetkisiz hâle geldiğini ve kendisini lağvetmesi gerektiğini ifade etmesinden, İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan [14.02.1920] bildiride de [Temsil Heyeti ima edilerek] “Meclis'ten başka millî istekler adına söz söyleyenlerin ve Hükümet'in işine karışanların cezalandırılacağı” hususundan, 13 Kasım 1918 tarihinden beri İtilaf Devletlerinin fiilen işgâlinde olan İstanbul’daki işgâl makamlarının sürekli artan pervâsızlığı karşısında manevra alanı sürekli daralan Saray ve Hükûmetin de bu işgâl makamları nezdinde adeta bir şamar oğlanı durumuna düşmüş olmasından, Mütâreke sonrasında İngiltere’yi hoşnut edecek çaba ve politikalar içinde olan Sultan Vahidettin de bu şekilde, I. Dünya Savaşı’na son vermek üzere savaşın mağlubu olan ülkeler ile imzalanacak barış anlaşmalarının esaslarını belirlemek üzere 18 Ocak 1919 tarihinde çalışmalarına başlayan Paris Barış Konferansı’nın başat ülkesi İngiltere sayesinde uygun ya da kötünün iyisi denebilecek bir antlaşması kotarmayı amaçladığından, başta Sadrazam Ali Rıza Paşa olmak üzere kimi kurumların ve yetkililerin Anadolu’daki Temsil Heyeti’nin ve millî teşkilatın lağvedilmesine yönelik son derece sığ, isabetsiz ve öngörüden yoksun beyanlara karşı Ankara’da faaliyetlerini sürdürmekte olan Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemâl Paşa kamuoyunun yoklanması cihetine gittiğinden ve bu konuya ilişkin Nutuk’taki ifadelerinden bahsedilmişti.
Göz odur ki…
Göktürk Devletinin bilge veziri ve yabgularından (prenslerinden) biri olan Tonyukuk (646-726) “Göz odur ki dağın arkasını göre, akıl odur ki başa geleceği bile.” şeklinde veciz bir sözü vardır. Mustafa Kemâl Atatürk’ün de bu söz ile benzer mâhiyette “Yolunda yürüyen bir yolcunun ufku görmesi ve bilmesi kâfi değildir, ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi gerekir.” şeklinde veciz bir sözü vardır.
Mustafa Kemâl Paşa-Atatürk…
İster makaleye konu olan zaman dilimi olsun ister Millî Mücâdele döneminin tamamı olsun isterse askerlik ve kurucu liderlik dönemine ilişkin olsun Mustafa Kemâl Paşa / Atatürk, olayları isâbetle değerlendirme ve öngörü becerisi çok yüksek biridir.
İşgâl ve Yabancı Boyunduruğu…
Mondros Mütârekesi’nin [30.10.1918] hemen ardından, İtilaf Devletleri, Bolşevikler aleyhine çok daha önceden taraf oldukları Rusya’daki iç savaş kapsamında Karadeniz havzasına yönelik Bolşevik tehlikesini gerekçe göstererek 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’u fiilen işgâl etmişler ve Karardeniz’de de deniz gücü bulundurmaya başlamışlardı.
Her ne kadar İstanbul 16 Mart 1918 tarihinde İtilaf Devletleri tarafından resmen işgâl edilmiş ise de İstanbul’da İtilaf Devletlerinin fiilî işgâli 13 Kasım 1918 tarihinde başlamıştı.
Nasıl ki…
Nasıl ki Mondros Mütârekesi, İtilaf Devletleri adına bu ittifakın en güçlü üyesi olan İngiltere ile imzalanmış ise Sultan Vahidettin, Mütâreke sonrasında Osmanlı Devleti ile savaşın galipleri arasında imzalanacak barış antlaşması için de uygun ya da kötünün iyisi denebilecek bir barış antlaşması imzalanabilmesi için İngiltere ile uyumlu ilişkiler içinde olacak şekilde bir politika izliyor ve Mütâreke dönemindeki İstanbul Hükûmetleri de genel olarak bu çizgide hareket ediyordu.
Ancak…
Ancak Mütâreke sonrasından itibaren yaşanan gelişmeler artan bir şekilde devletin bağımsızlığını ve milletin de istiklâlini karartacak nitelikte olduğu gibi İstanbul’da Saray ve hükûmeti de adeta vesâyeti altına almış olan işgâl makamları da artan bir pervâsızlık içindeydiler.
Kânî Olunan Bir Husus…
Mütâreke sonrasında altı ay süreyle İstanbul’da Harbiye Nâzırlığı emrinde kalmış olan Mustafa Kemâl Paşa da İstanbul’dan ve İstanbul’da kalarak ülkenin ve milletin yabancı boyunduruğundan kurtarılmasının mümkün olmadığına kânî olarak Anadolu’ya geçme arayışları içindeyken olağanüstü yetkilerle 9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu’ya gönderilmesi kararı da Anadolu’da başlatmayı planladığı Millî Mücâdele için kendisine bu imkânı bahşetmiştir. Paşa’nın Samsun’a çıkmasından itibaren yaşanan gelişmeler de gün be gün Millî Mücâdele’ye ivme ve güç kazandırmıştır.
Not: Devam edecek
© 2026. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.