Aysel Ayşe Aygün Özer
Kirli dosyalar, geç gelen itiraflar ve zamanlama sorusu
Bazı dosyalar vardır; içeriği kadar ne zaman açıldığı da önemlidir.
Ve bazen asıl soru şudur: “Bu neden şimdi?”
Son günlerde yeniden dolaşıma sokulan, yıllar öncesine dayanan kirli dosyalar için de aynı soruyu sormak zorundayız. İddialar yeni değil. İsimler yeni değil. Olan biten, bir gecede yaşanmadı. Peki o hâlde neden bugüne kadar sustular? Neden şimdi konuşuyorlar?
Bu soru, komplo merakından değil; akıl ve vicdan sorumluluğundan doğar.
Dosyalar neden yıllarca bekletilir?
Çünkü bazı dosyalar adalet için değil, zamanı gelince kullanılmak üzere saklanır.
Güçlü olan susar, dengeler korunur, ittifaklar bozulmaz. Ta ki bir şey değişene kadar…
Ne zaman ki çıkarlar çatışır, ne zaman ki eski dostluklar biter, işte o zaman kasalar açılır.
Bugün konuşulan dosyalar da bize şunu düşündürüyor:
Bu bir ahlaki hesaplaşma mı, yoksa küresel bir pazarlığın yan ürünü mü?
Algı operasyonu ihtimali. Algı operasyonları, gerçeği tamamen uydurmak zorunda değildir.
Bazen gerçeğin zamanlamasıyla oynanır.
Bazen suç dosyalarının içine ilgisiz semboller, isimler, tarihî figürler iliştirilir. Amaç suçluyu netleştirmek değil, ortamı bulandırmaktır.
Bulanan suda balık çoktur. En ağır soru: Depremde kaybolan çocuklar
Ve burada insanın içini yakan bir başka mesele duruyor: Deprem sonrası kaybolan çocuklar…
Resmî kayıtlara girenler var, girmeyenler var. Bulunanlar var, hâlâ bulunamayanlar var. Bu çocukların akıbetiyle ilgili toplumun zihninde derin bir boşluk var. İşte bu boşluk, ister istemez şu soruyu doğuruyor:
“Bu çocuklar nerede?” Bu soruyu sormak suç değildir.
Ama bu soruya kanıtsız cevaplar üretmek de en az susmak kadar tehlikelidir.
Ortada bu çocukların söz konusu dosyalarla ilişkilendirildiğine dair somut bir delil yoktur. Bunu açıkça söylemek gerekir. Ancak aynı açıklıkla şunu da söylemek zorundayız:
Bu kadar büyük bir kaybın üstü de sessizlikle örtülemez.
Sessizlik ne doğurur? Sessizlik, komplo üretir. Sessizlik, güvensizlik doğurur.
Sessizlik, en masum soruların bile karanlık ihtimallere sürüklenmesine yol açar.
Bugün insanlar bu dosyalarla depremde kaybolan çocukları aynı cümlede anıyorsa, bunun sebebi hayal gücü değil; şeffaflık eksikliğidir.
Asıl mesele, asıl mesele şu:
– Gerçek suçlular kim?
– Kimler yıllarca korundu?
– Dosyalar neden bugüne kadar bekletildi?
– Bugün bu bilgilerin dolaşıma sokulmasından kim fayda sağlıyor?
Bu sorular sorulmadan, ne adalet yerini bulur ne de toplum rahatlar.
Son söz; Kirli dosyalar, geç açıldığında adalet getirmez; şüphe getirir.
Çocuklar söz konusuysa, şüphe bile ağırdır. Bu ülke, kaybolan çocukların hesabını sormak zorundadır.
Ama bunu yaparken algı operasyonlarının da parçası olmamak zorundadır.
Gerçek, ne geç gelmeli ne de bulanık gelmelidir.
Çünkü çocuklar üzerinden yürütülen hiçbir hesaplaşma masum değildir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.