Eyüp Kara
Mizahın sınırı mı, önyargının yansıması mı?
Değerli Ulus Gazetesi okurları sizlerle Rahmi Koç'un Kürt kadınlarıyla ilgili sözleri ile ilgili fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Sayın Rahmi Koç yaptığı espri ile milyonlarca “Kürt” kadının hem kalbini kırdı hem de tamiri zor yaralar açtı.
İş insanı Rahmi Koç'un İzmir'de bir hastane açılışında anlattığı ve “Kürt” kadınlarını konu alan fıkra, son günlerde kamuoyunun en çok tartıştığı konulardan biri oldu. Söz konusu anlatım, birçok kesim tarafından etnik kimlik ve kadınlık üzerinden aşağılayıcı bulundu;
Başta Kürt kökenli vatandaşlarımız olmak üzere siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlardan gelen tepkiler üzerine Rahmi Koç özür açıklaması yapmak zorunda kaldı. Ayrıca konu hakkında hukuki süreçlerin de başlatıldığı duyuruldu.
Bu olay, aslında tek başına bir "fıkra tartışması" değil. Daha derinde, Türkiye'nin uzun yıllardır yüzleşmekte zorlandığı bir meseleye işaret ediyor: Toplumsal önyargıların mizah adı altında normalleştirilmesi. Mizah adı altında normalleştirilmesi ne kadar acı verici bir durum değil mi?
Mizah elbette toplumun aynasıdır. İnsanlar gülerken çoğu zaman kendi kültürel kodlarını, korkularını, önyargılarını ve kabullerini de ortaya koyarlar. Ancak mizahın bir grubu aşağılamak, onu cahillikle, geri kalmışlıkla veya küçümsenmesi gereken özelliklerle özdeşleştirmek için kullanılması durumunda, ortaya çıkan şey yalnızca bir şaka değildir. O noktada mizah, ayrımcı bir dilin taşıyıcısına dönüşür. Ki bu dilden çıkan o sözlerin geri dönüşü maalesef yoktur.
Rahmi Koç'un anlattığı fıkraya yönelik tepkilerin bu kadar güçlü olmasının nedeni de budur. Tartışma, bir kişinin espri anlayışından çok daha fazlasını içeriyor. Çünkü burada söz konusu olan grup, Türkiye'nin milyonlarca vatandaşını oluşturan Kürtler ve onların içindeki kadınlardır.
Tarih boyunca hem etnik kimlikleri hem de kadın olmaları nedeniyle çeşitli ayrımcılıklara maruz kalan Kürt kadınlarının, kamusal bir etkinlikte bu şekilde anılması doğal olarak incitici bulunmuştur. İncitici olmasının dışında kadın onuruna da yakışmayan bir konuşmadır bana göre.
Öte yandan bu olay, toplumdaki değişimi de gösteriyor. Geçmişte birçok kişi tarafından sıradan görülebilecek ifadeler bugün daha fazla sorgulanıyor. İnsanlar artık yalnızca ne söylendiğine değil, söylenen sözlerin kimi nasıl etkilediğine de bakıyor. Bu durum, demokratik toplumların gelişimi açısından olumlu bir göstergedir.
Rahmi Koç'un daha sonra yaptığı özür açıklaması önemli olmakla birlikte, asıl önemli olan bu tür olayların toplumda yarattığı farkındalıktır. Çünkü mesele bir kişinin özür dilemesiyle sınırlı değildir. Asıl soru şudur: Etnik kimlikleri veya kadınları aşağılayan kalıpları gerçekten geride bırakabiliyor muyuz?
Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey, farklılıklarla alay eden değil, farklılıkları anlayan bir toplumsal dil geliştirmektir. Mizah güldürürken incitmemeli hatta bize bir ufak açmalı sizi geliştirmelidir doğrusunu isterseniz.
Yapılan açıklamalar eleştirirken dışlamamalıdır. Aksi halde kahkahalar kısa sürer, bıraktığı kırgınlık ise uzun yıllar devam eder. Bazı kelimelerin geri dönüşü çok zordur hatta zaman alır fakat bu dilin açtığı ya da incittiği insanların yarası kolay kolay iyileşmez. Mesele incitmek, kırmak değil, mesele birleştirici ve kucaklayıcı bir dil olmalıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.