İsmet TAŞ
Sevgi ile Kurulan Bağ: Aile
İnsanlığın bugün üzerinde en çok düşündüğü, en çok konuştuğu ve geleceği adına en fazla kaygı duyduğu meselelerden biri aile kurumudur. Çünkü aile, bir milletin yalnızca çatısı değil; aynı zamanda kökü, mayası ve geleceğe uzanan nefesidir. Kökü kuruyan ağacın ayakta kalamayacağı gibi, aile bağları zayıflayan toplumların da uzun süre varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir.
Ne var ki dünyanın birçok yerinde aileyi korumaktan söz edilirken, aynı zamanda aileyi zayıflatacak rüzgârlar da estirilmektedir. Küresel ölçekte yaşanan kültürel dönüşümler, ekonomik kaygılar ve sosyal alışkanlıklar, aile yapısını derinden etkilemektedir. Bir zamanlar geniş sofraların etrafında toplanan kalabalık ailelerin yerini, giderek küçülen ve yalnızlaşan haneler almaya başlamıştır.
Yıllar boyunca çeşitli gerekçelerle doğurganlığın azaltılması teşvik edilmiş, ailelerin küçülmesi modern hayatın bir gereği gibi sunulmuştur. Ardından kariyer ve bireysel başarı hedefleri ön plana çıkarılmış, evlilik ve çocuk sahibi olma düşüncesi ilerleyen yaşlara ertelenmiştir. Ekonomik kaygılar ise ailelerin omuzlarına ağır bir yük gibi bırakılmış; “çocuk yetiştirmek zordur” düşüncesi birçok insanın zihninde yer etmiştir.
Bununla birlikte bağımlılıklar da sessiz bir istilacı gibi hayatımıza girmiştir. Sigara, alkol ve kumar gibi alışkanlıkların yanı sıra dijital dünyanın görünmez ağları da özellikle genç nesilleri kuşatmıştır. Ekranların ışığı büyürken, gönüller arasındaki mesafeler de zaman zaman artmıştır. Aynı evin içinde yaşayan insanlar, bazen birbirlerinden kilometrelerce uzaklaşabilmiştir.
Bu süreçte aile içi iletişim zayıflamış, kuşaklar arasındaki anlayış köprüleri yıpranmış, sevginin yerini zaman zaman öfke, sabırsızlık ve yalnızlık almıştır. Oysa aile, yalnızca aynı çatı altında yaşamak değil; aynı yüreğin sıcaklığını paylaşabilmektir.
Tam da bu noktada karşımıza iki büyük güç çıkmaktadır: Sevgi ve inanç.
Sevgi, aileyi ayakta tutan görünmez harçtır. İnanç ise o harca dayanıklılık kazandıran manevi temeldir. Sevgiyle kurulan bir evde fedakârlık yük değil, gönüllü bir paylaşım olur. Saygının hâkim olduğu bir ailede farklılıklar çatışmaya değil, zenginliğe dönüşür. İnançla beslenen bir yaşamda dürüstlük, adalet, merhamet ve kul hakkına riayet yalnızca öğüt olarak kalmaz; günlük hayatın vazgeçilmez ilkeleri hâline gelir.
Nitekim birçok aile, çocuklarını sevgiyle kuşatıp ahlaki değerlerle yetiştirdiklerinde; ekonomik sıkıntıların, sosyal baskıların ve hayatın türlü zorluklarının etkisini büyük ölçüde azalttığını görmektedir. Paylaşmanın bereketini, yardımlaşmanın huzurunu ve birbirine kenetlenmenin gücünü keşfetmektedir.
Peki, bugün geldiğimiz noktada her şey için geç mi kaldık?
Kesinlikle hayır.
Toprağa düşen bir tohum nasıl yeniden filiz verebiliyorsa, sevgi de yıpranmış gönülleri yeniden yeşertebilir. Yeter ki ailemize, çocuklarımıza ve çevremize sevgiyle, saygıyla ve hoşgörüyle yaklaşabilelim. Kinin yerine sevgiyi, öfkenin yerine merhameti, hasedin yerine paylaşmayı koyabilelim. Çünkü insan ruhunu karanlıktan aydınlığa taşıyan en güçlü ışık sevgidir.
Aileyi koruyacak olan da, toplumu güçlendirecek olan da, geleceği inşa edecek olan da işte bu sevgidir.
Sözlerimizi, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) insanlığa bıraktığı anlamlı bir öğütle noktalayalım:
"İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız."
Ne güzel bir hakikat… Çünkü sevginin olmadığı yerde huzur yeşermez; huzurun olmadığı yerde ise aile kök salamaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.