İsmet TAŞ
İftirayla temize çıkmak!
Toplumda sıkça karşılaştığımız bir çelişki var: İnsan, kendi yaptığı yanlışları kolayca normalleştirirken, başkasının en küçük hatasını bile ağır bir suç gibi görebiliyor. Aynı davranış, kendisine gelince “mazur”, başkasına gelince “affedilmez” olabiliyor.
Bu durum yalnızca bireysel ilişkilerle sınırlı değil. Sosyal hayatta, iş ortamlarında ve zaman zaman kamusal tartışmalarda da aynı çifte standart açıkça görülüyor. Kişi, kendi hatasını kabul etmek yerine başkasını suçlamayı daha kolay bir yol olarak seçiyor. Böylece hem vicdanını rahatlatmaya çalışıyor hem de sorumluluktan uzaklaştığını düşünüyor. Oysa hakikat, çoğu zaman ertelenir ama kaybolmaz.
Zamanla bazı yanlışlar sıradanlaşır, hatta “haklılık kılıfı” giydirilerek savunulur. Fakat aynı davranış bir başkasından geldiğinde, sert yargılar devreye girer. İşte tam da bu noktada adalet duygusu zedelenir, güven erozyona uğrar.
Bunun küçük ama çarpıcı bir örneği vardır: Bir trafik kazasında, olayın faili kendi çocuğu olmasına rağmen bir baba gerçeği kabul etmek istememiş, suçu karşı tarafa yüklemeye çalışmıştır. Oysa kendi çocuğu “Ben çarptım” demesine rağmen, gerçek ancak polis tutanağıyla ortaya çıkmıştır. İnsan, bazen en açık hakikati bile inkâr edebilir.
Ama değişmeyen bir gerçek vardır: Hakikat eğilip bükülmez. Güneş balçıkla sıvanmaz.
Bugün insanlar kolayca yargılanıyor, kolayca suçlanıyor. Oysa en tehlikeli şey, kesin bilmediğimiz konularda hüküm vermektir. İftira, sadece hedef alınanı değil, söyleyeni de yaralar. Çünkü bir gün o söz, döner sahibini bulur.
Bir başka mesele de acının paylaşımıdır. Yas tutan birine saygı göstermek elbette insani bir görevdir. Ancak bu acının herkes tarafından aynı şekilde yaşanması beklenemez. Hayat devam eder; insanların gülmesi, konuşması, yaşama dönmesi saygısızlık değil, doğallıktır. Bunu bile yargı konusu haline getirmek, toplumsal duyarlılığı zayıflatır.
Sonuçta insan kusursuz değildir. Yanılır, hata yapar, eksik kalır. Fakat asıl mesele, başkasını yargılamadan önce kendi vicdanına bakabilmektir. Çünkü en ağır hüküm, mahkemede değil; insanın kendi iç sesinde verilir.
Bir şeyi hiçbir zaman unutmayalım!
Hata, yanlış, kusur veya her hangi bir kabahat islerken arkamızda onlarca delil bırakırız ve bunun farkında bile olmayız. Kendimizi tertemiz, saf, berrak düşünür, ağızımızdan çıkanı kulağımız duymaz.
İftira attığımız insan vicdan sahibidir susar, susar, susar. Ancak öyle bir zaman gelir ki yeter artık der. Çünkü artık sabır bitmiştir, sabır tası çatlamıştır. Ve iste o zaman son pişmanlık fayda vermez, iftiracı attığı iftiranın altın öyle bir ezilir ki, yerden kazısan bile kazıyamazsın.
Unutulmamalıdır ki, hiç kimse iftira ile temize çıkamaz, hatalarını örtemez. Hiçbir sır ömür boyu gizli kalmaz. Bundan dolayıdır ki, herkes attığı adımı bilerek atmalı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.