Aysel Ayşe Aygün Özer
Seçmenin oyuyla gelen başkan, partisini değiştirince ne olur?
Siyasette son günlerde dikkat çeken bir hareketlilik var.
Belediye başkanları bir partiden istifa ediyor, başka bir partinin saflarına katılıyor. Son olarak İzmir'de Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız'ın AK Parti'ye katılmasıyla tartışma yeniden alevlendi.
Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı'nın da daha önce AK Parti'ye katılmasıyla İzmir'de siyasi tablo daha da hareketlendi.
Şimdi gözler başka isimlerde.
Özellikle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği yönündeki kulis iddiaları gündemde. Fakat burada önemli bir ayrıntı var: Bu iddia henüz resmî olarak doğrulanmış değil.
Peki asıl sorumuz ne?
Bir belediye başkanı seçildiği partiden ayrılıp başka bir partiye geçtiğinde, yalnızca kendi siyasi tercihini mi kullanmış olur, yoksa kendisine oy veren seçmenin iradesi de tartışmaya açılır mı?
Çünkü vatandaş sandığa gittiğinde yalnızca bir isme oy vermiyor.
Bir partiye de oy veriyor.
Bir siyasi programa da oy veriyor.
Bir dünya görüşüne, bir belediyecilik anlayışına, bir kadroya da oy veriyor.
Sonra seçilen başkan görev süresi içerisinde başka bir siyasi partiye geçtiğinde, ister istemez şu soru ortaya çıkıyor:
“Ben sana bu partiyle birlikte oy vermiştim. Sen şimdi başka bir partiye geçtiğinde benim oyumun anlamı ne oluyor?”
Elbette siyasette parti değiştirmek hukuken mümkündür.
Kimse bir siyasetçinin siyasi tercih hakkını elinden alamaz.
Fakat hukuken mümkün olan her şey, siyaseten tartışılmaz demek değildir.
Asıl tartışmamız gereken nokta tam da burasıdır.
Bir belediye başkanı neden partisinden ayrılır?
Gerçekten siyasi düşüncesi mi değişmiştir?
Partisiyle ciddi bir fikir ayrılığı mı yaşamıştır?
Yoksa iktidarla daha uyumlu çalışarak kent için daha fazla hizmet alabileceğini mi düşünmektedir?
Bunların her biri kamuoyunun bilmek isteyeceği meşru sorulardır.
Ve bu sorular yalnızca muhalefetten iktidara geçenler için değil, hangi partiden hangi partiye geçerse geçsin bütün siyasetçiler için sorulmalıdır.
Çünkü demokrasi sadece seçim günü sandığa gitmek değildir.
Demokrasi, seçmenin verdiği oyun arkasındaki iradeye saygı göstermektir.
Bugün bir belediye başkanı AK Parti'ye geçtiğinde bunu destekleyenler “Siyasetçinin tercihidir” diyebilir.
Muhalefette olanlar ise “Seçmenin verdiği oyun siyasi anlamı değiştirildi” diyebilir.
İki görüş de tartışılabilir.
Ama bence siyasetin artık cevaplaması gereken daha büyük bir soru var:
Seçmenin emaneti olan makamlar, kişisel siyasi tercihlerden ne kadar bağımsız olmalıdır?
Çünkü belediye başkanlığı kişisel bir mülk değildir.
O koltukta oturan kişi, kendisine oy veren herkesin belediye başkanıdır.
Kendisine oy vermeyenlerin de...
İşte bu yüzden siyasi transferler yalnızca “Kim hangi partiye geçti?” sorusuyla değerlendirilmemeli.
“Bu geçişin seçmene karşı siyasi sorumluluğu nedir?” sorusu da sorulmalı.
İzmir'de yaşanan son gelişmeler bize bir kez daha gösteriyor:
Türkiye'de siyasi dengeler değişiyor.
Partiler arasındaki sınırlar bazı yerlerde yeniden çiziliyor.
Siyasetçiler yeni adresler seçiyor.
Fakat bütün bu hareketliliğin ortasında değişmemesi gereken tek şey var:
Seçmenin iradesine duyulan saygı.
Çünkü siyasetçi parti değiştirebilir.
Ama seçmenin verdiği oy, bir siyasi çek olarak görülmemelidir.
O oyun arkasında milyonlarca insanın umudu, beklentisi ve tercihi vardır.
Ve siyaset, o tercihe karşı sorumluluğunu hiçbir zaman unutmamalıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.