Aysel Ayşe Aygün Özer

Aysel Ayşe Aygün Özer

Şehidin kanıyla yazılan tarihe, hukuki kılıf aranamaz!

Bir ülkenin vicdanı, en çok da adaletin kimin için nasıl işletildiğiyle sınanır.

Türkiye bugün Abdullah Öcalan'ın statüsüne, İmralı'daki koşullarına ve kendisine tanınacağı ileri sürülen imkânlara ilişkin ciddi bir tartışmanın içinde. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın 1 Kasım'da yaptığı açıklama ise bu tartışmayı çok daha ağır bir noktaya taşıdı. Özdağ, Öcalan'ın komisyon üyeliğine getirildiğini, hükümlülüğünün sona erdiğini ve artık serbest olduğunu öne sürdü.

Öncelikle şunu söylemek gerekir: Bu iddiaların doğrulanmış bir tahliye kararıyla desteklendiği ortaya konulmuş değil. Ancak iddiaların kendisi bile kamuoyunun açık, anlaşılır ve tatmin edici bir açıklama beklemesini gerektiriyor.

Çünkü söz konusu olan sıradan bir bürokratik düzenleme değil. Söz konusu olan, yıllarca terörün acısını yaşamış bir ülkenin hafızasıdır.

Bu ülkede evlatlarını toprağa veren anneler var. Oğlunun yolunu gözlerken kapısı çalındığında yüreği ağzına gelen babalar var. Bir daha sarılamayacağı evladının fotoğrafına bakarak ömür tüketen aileler var.

Peki, bu insanların vicdanı hangi cümlelerle rahatlatılacak?

Bir yanda şehitlerin hatırası, diğer yanda terör örgütü elebaşının statüsüne ilişkin yürütülen tartışmalar...

Elbette terörün sona ermesi, silahların susması ve yeni canların toprağa düşmemesi herkesin arzusudur. Ancak barış arayışı, hukukun belirsizleştirilmesi pahasına yürütülemez. Toplumsal huzur, toplumun önemli bir kesiminin sorularını cevapsız bırakarak inşa edilemez.

Devletin atacağı her adımın hukuki dayanağı açık olmalıdır. Kim, hangi yetkiyle, hangi statüde görevlendiriliyor? Cezaevi koşullarında ne değişiyor? Öcalan'ın hükümlülük statüsünde herhangi bir değişiklik var mı? Varsa bunun hukuki dayanağı nedir?

Bunlar sorulması gereken sorulardır. Bu soruları sormak, barışa karşı olmak değil; hukukun üstünlüğünü ve kamuoyunun bilgi edinme hakkını savunmaktır.

Şehit ailelerinin acısı siyasi tartışmaların gölgesinde bırakılmamalıdır. Onların hassasiyetleri, yalnızca belirli günlerde hatırlanacak bir toplumsal duygu değildir.

Kimse bu millete olup bittiler üzerinden yeni bir gerçeklik dayatamaz. Kimse hukuki süreçlerin ayrıntılarını toplumdan saklayarak güven tesis edemez.

Barışın adı kullanılarak adaletin anlamı aşındırılmamalıdır.

Bu ülkenin insanları artık söylentilerle değil, resmî açıklamalarla konuşmak istiyor. İddialar varsa cevaplanmalı, yanlış bilgiler varsa düzeltilmeli, hukuki düzenlemeler varsa bütün açıklığıyla ortaya konulmalıdır.

Çünkü devlet ciddiyeti, yalnızca karar almakla değil, aldığı kararların hesabını millete verebilmekle ölçülür.

Ve unutulmamalıdır:

Bu topraklarda nice evlat, bayrağımız yere düşmesin diye can verdi. Nice anne, bir daha dönmeyecek evladının ardından ömrünü gözyaşıyla geçirdi.

Onların hatırası, hiçbir siyasi hesabın, hiçbir kapalı kapılar ardında yürütülen sürecin üzerinde pazarlık konusu olamaz.

Şehitlerin hatırasına saygı, toplumun vicdanına hesap vermekten geçer.

Bu milletin istediği ayrıcalık değil, adalettir. İstediği belirsizlik değil, açıklıktır. İstediği yeni acılar değil, güven içinde yaşayacağı bir ülkedir.

Ve bu ülkenin en temel beklentisi şudur:

Terör bitsin ama adaletin sesi susmasın!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Aysel Ayşe Aygün Özer Arşivi