Aysel Ayşe Aygün Özer
Huduttaki meçhul: O kurşunu kim sıktı?
Aydın’ın Çine ilçesindeki bir baba ocağına düşen şehit ateşi, yalnızca bir ailenin değil, bütün Türkiye’nin yüreğini yaktı. Ancak bu acının ortasında, kamuoyunun cevap beklediği çok önemli bir soru var: Yusuf Sait Ünlü’yü şehit eden kurşun nereden geldi, tetiği kim çekti?
Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde hudut güvenliği görevini yürütürken, bir hudut geçiş olayına müdahale sırasında açılan ateşle yaralanan Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü, kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.
Oysa onun eve dönmesine yalnızca bir ay kalmıştı. Aralık ayının ilk haftasında baba ocağına dönmeyi, nikâh masasına oturmayı, ardından nisan ayında düğün yaparak yeni bir hayata başlamayı hayal ediyordu. Babasının gazetecilere söylediği o söz, yaşanan acının büyüklüğünü tek başına anlatmaya yetiyor: “Hepsi mahşere kaldı.”
Bir gencin yarım kalan hayatı, bir annenin evlat hasreti, bir babanın içine gömdüğü acı… Bunların hiçbirini kelimelerle anlatmak kolay değil. Fakat bu acının yanında cevapsız bırakılmaması gereken bir başka mesele daha var: Hudut hattında tam olarak ne yaşandı?
Milli Savunma Bakanlığının açıklamasında olay, “hudut geçiş olayına müdahale sırasında açılan ateş” şeklinde duyuruldu. Elbette ilk açıklamanın kısa olması anlaşılabilir. Ancak kamuoyunun beklentisi, olayın yalnızca meydana geliş biçiminin bildirilmesiyle sınırlı kalamaz.
Sınır hattında görev yapan bir askerimize ateş açılmış ve bir vatan evladı hayatını kaybetmiştir. Peki, ateşi kim açtı? Hudut geçişine teşebbüs eden kişiler kimlerdi? Olayın arkasında bireysel bir suç girişimi mi, organize bir kaçakçılık faaliyeti mi, yoksa daha farklı bir güvenlik tehdidi mi bulunuyordu?
Bu soruların sorulması, herhangi bir kurumu peşinen suçlamak ya da henüz kanıtlanmamış iddiaları gerçekmiş gibi sunmak değildir. Tam tersine, devletin yürüttüğü soruşturmanın aydınlatılmasını istemektir. Çünkü böylesine ağır bir olayda belirsizlik, kamuoyunun haklı sorularını daha da büyütür.
Hudut güvenliği, bir ülkenin egemenlik meselesidir. O sınır hattında nöbet tutan asker, yalnızca bir görev yerine getirmiyor; milyonlarca insanın güvenliği için sorumluluk üstleniyor. Dolayısıyla o hatta yaşanan her saldırı, bütün yönleriyle araştırılmalı; olayın failleri, varsa bağlantıları ve güvenlik zafiyetleri ortaya çıkarılmalıdır.
Burada sorulması gereken bir başka soru da şudur: Benzer olayların yeniden yaşanmaması için hangi önlemler alınacak? Sınır hattında görev yapan Mehmetçiğin güvenliği nasıl daha güçlü hâle getirilecek? Sadece olayın ardından açıklama yapmak değil, gerekli tedbirleri almak da devletin sorumluluğudur.
Bizim beklentimiz açık: Olayın failleri tespit edilmeli, soruşturmanın sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalı ve varsa ihmaller hiçbir ayrım gözetilmeksizin ortaya çıkarılmalıdır. Elbette askerî güvenliği tehlikeye düşürecek operasyonel ayrıntıların açıklanması beklenemez. Ancak bu gerekçe, kamuoyunun olayın aydınlatılmasını isteme hakkını ortadan kaldırmaz.
Yusuf Sait Ünlü, aralık ayında evine dönmek için gün sayıyordu. Bir nikâh tarihi, bir düğün hazırlığı, kurulmayı bekleyen bir yuva vardı. Şimdi o hayallerin yerinde, Çine’de bir baba ocağında dinmeyen bir acı var.
Biz yalnızca bir şehidimizin ardından gözyaşı dökmek istemiyoruz. Onun canını alan kurşunun izini de sürmek istiyoruz.
Çünkü bu ülkenin sınırında görev yapan hiçbir Mehmetçiğin şehadeti, birkaç satırlık bir açıklamayla hafızalardan silinemez. Yusuf Sait Ünlü’nün hatırasına duyduğumuz saygı, yalnızca onu rahmetle anmakla değil, ölümüne neden olan olayın bütün yönleriyle aydınlatılmasını istemekle de ölçülmelidir.
Şimdi devletin ilgili makamlarına düşen görev, bu sorulara açık, güvenilir ve tatmin edici yanıtlar vermektir.
O kurşunu kim sıktı? Bu sorunun cevabı, yalnızca bir ailenin değil, bu ülkenin vicdanının da beklediği cevaptır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.