Aysel Ayşe Aygün Özer

Aysel Ayşe Aygün Özer

Okullarda bıçak, çantalarda silah: çocuklar kimin korumasında?

Bir ülkenin geleceğini anlamak için bazen ekonomi rakamlarına, seçim sonuçlarına ya da kürsülerde yapılan konuşmalara bakmaya gerek yoktur.

Bir sabah okul kapısında bekleyen anne-babalara bakmak yeterlidir.

Çünkü bugün birçok anne-babanın aklında artık yalnızca “Çocuğum derslerini yapıyor mu?” sorusu yok.

Başka bir soru daha var:

“Çocuğum bugün okuldan sağ salim dönecek mi?”

İşte asıl korkutucu olan budur.

Başakşehir'de bir ortaokulda yaşanan bıçaklı saldırı, çocukların bulunduğu bir ortamda güvenlik meselesini yeniden gündeme taşıdı. Olayın ayrıntıları soruşturmayla netleşecek. Ancak ortada yalnızca tek bir olay olmadığını düşündüren başka gelişmeler de var.

Daha yakın zamanda yedi yaşındaki birinci sınıf öğrencisinin çantasından silah çıkması kamuoyunda büyük tepki oluşturdu.

Şimdi ise okulda bıçaklı saldırı…

Peki biz çocuklarımızı neyin içine gönderiyoruz?

Okul dediğimiz yer; çocuğun korkmayı değil öğrenmeyi, kavga etmeyi değil arkadaşlık kurmayı, şiddeti değil hayatı öğrendiği yer olmalı.

Bir çocuğun çantasında silahın, okul koridorunda bıçağın işi ne?

NEDEN SÜREKLİ AYNI SORUYU SORMAK ZORUNDAYIZ?

Her olaydan sonra birkaç gün konuşuyoruz.

Açıklamalar geliyor.

Soruşturmalar başlıyor.

“Gerekli işlemler yapılacaktır” deniliyor.

Sonra gündem değişiyor.

Ve bir süre sonra başka bir okuldan başka bir haber geliyor.

Ben artık şu sorunun cevabını istiyorum:

Sorun ortaya çıktıktan sonra mı müdahale ediyoruz, yoksa daha ortaya çıkmadan önce önlem alabiliyor muyuz?

Çünkü güvenlik, olay olduktan sonra ambulans çağırmak değildir.

Güvenlik, o ambulansa ihtiyaç duyulmamasını sağlamaktır.

“BİR PLAN MI VAR?” SORUSU NEDEN AKILLARA GELİYOR?

Son dönemde okul çevrelerinde yaşanan şiddet olaylarının art arda gündeme gelmesi elbette insanlarda çeşitli soru işaretleri oluşturuyor.

Kimileri “Bunlar tesadüf mü?” diye soruyor.

Kimileri daha ileri giderek bunun eğitim sistemi üzerinde yeni düzenlemelere zemin hazırlamak için planlanmış olabileceğini düşünüyor.

Ben ise daha dikkatli bir yerde duruyorum.

Elimizde bu olayların kurgulandığını gösteren doğrulanmış bir delil yoksa bunu gerçekmiş gibi yazamayız.

Ama bu, soru sormayacağımız anlamına da gelmez.

Tam tersine…

Devletin ve yetkililerin bu soruların tamamına cevap vermesi gerekir.

Olaylar arasında herhangi bir bağlantı var mı?

Okulların güvenlik açıkları neden oluşuyor?

Silahlar çocukların ulaşabileceği yerlere nasıl geliyor?

Bıçaklar okul çevresine nasıl sokuluyor?

Şiddet eğilimi gösteren çocuklar daha önceden tespit edilebiliyor mu?

Okullardaki rehberlik ve psikolojik danışmanlık sistemi yeterli mi?

Ve en önemlisi:

Çocuklarımızı korumak için olay yaşanmadan önce ne yapılıyor?

KORUMA KİME VAR, ÇOCUĞA NEDEN YOK?

Devletin üst düzey makamlarında görev yapanların güvenliği için ciddi güvenlik tedbirleri alınması elbette devletin sorumluluğudur.

Ama aynı devletin en değerli varlığı olan çocuklarımızın güvenliği de aynı ciddiyetle ele alınmalıdır.

Çünkü bir devletin gücü yalnızca makamların çevresindeki koruma halkasıyla ölçülmez.

Birinci sınıfa giden çocuğun okul çantasına silah girmiyorsa,

ortaokul öğrencisi okulda bıçaklanmıyorsa,

anne-baba çocuğunu okul kapısında korkuyla bırakmıyorsa

işte o zaman güvenlikten söz edebiliriz.

Çocuklarımızın güvenliği için okul kapılarında gerçekten yeterli önlem var mı?

Giriş-çıkışlar yeterince denetleniyor mu?

Okulların çevresindeki riskler düzenli olarak değerlendiriliyor mu?

Öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin şiddet olaylarına müdahale konusunda yeterli desteği var mı?

Bunların cevabını bilmek istiyoruz.

ÇÜNKÜ MESELE SADECE BIÇAK DEĞİL

Bugün bıçaktan konuşuyoruz.

Yarın başka bir silahtan konuşmayalım.

Meseleyi yalnızca “Çocuklar neden şiddete yöneliyor?” sorusuna sıkıştırmak da kolaycılık olur.

Aile var.

Okul var.

Sosyal çevre var.

Sosyal medya var.

Silaha erişim var.

Psikolojik destek var.

Denetim var.

Hukuk var.

Ve bütün bunların üzerinde bir kamu politikası var.

Dolayısıyla çözüm de tek bir kapının önüne güvenlik görevlisi koymaktan ibaret olamaz.

ÇOCUKLAR SİYASİ TARTIŞMALARIN MALZEMESİ OLAMAZ

Bir başka hassas nokta da burada.

Çocukların yaşadığı korku üzerinden eğitim sistemine ilişkin büyük değişiklikler yapılacaksa bunların gerekçesi açıkça ortaya konulmalıdır.

“Güvenlik” denilerek hangi uygulamalar getiriliyor?

Neden getiriliyor?

Gerçekten ihtiyaç var mı?

Sonuçları ne olacak?

Bunların tamamı toplum tarafından bilinmelidir.

Çünkü çocukların güvenliği üzerinden şeffaf olmayan hiçbir politika topluma güven vermez.

ARTIK SADECE “GEÇMİŞ OLSUN” DEMEK İSTEMİYORUZ

Biz çocuklarımızı okula gönderiyoruz.

Onları öğretmenlerine, okul yönetimine ve devlete emanet ediyoruz.

Karşılığında tek bir şey bekliyoruz:

Güvenlik.

Çocuğumuz eve döndüğünde çantasından defter çıksın istiyoruz.

Kalem çıksın.

Kitap çıksın.

Beslenme çantası çıksın.

Bıçak çıkmasın.

Silah çıkmasın.

Ve okul kapısından ambulans değil, çocuklarımızın kahkahaları yükselsin.

Artık her olaydan sonra “Geçmiş olsun” demek yetmiyor.

Önlem istiyoruz.

Şeffaflık istiyoruz.

Hesap verilebilirlik istiyoruz.

Ve en önemlisi, çocuklarımızı korkmadan okula gönderebilmek istiyoruz.

Çünkü bir ülkenin geleceği sınıflarda yazılır.

O sınıflarda çocuklarımız varsa, onların güvenliği de hepimizin meselesidir.

Ve bugün sorulması gereken soru çok basit:

ÇOCUKLARIMIZI KİM KORUYACAK?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Aysel Ayşe Aygün Özer Arşivi