İsmet TAŞ
TÜrkiye Savaşa Girer Mi?
Orta Doğu, her zaman olduğu gibi yine bir yangın yerini andırmaktadır. ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlatmış olduğu savaş, kısa sürede tüm bölgeye yayılmıştır. İran, yalnızca ABD ve İsrail’i değil, aynı zamanda ABD üslerinin bulunduğu Körfez ülkelerini de hedef alarak saldırılarını sürdürmektedir.
Bu durum, bölgedeki çatışmanın giderek genişlemesine ve bölgesel ölçekten küresel bir boyuta evrilmesine neden olmaktadır. Bu tehlikeli gidişat, dünyayı ciddi şekilde bir üçüncü dünya savaşı ihtimaliyle karşı karşıya bırakmaktadır. Nitekim birçok ülke bu riski görerek çeşitli tedbirler almakta ve savaşa dahil olmak istemediklerini açık bir şekilde ifade etmektedirler.
Hatta ABD’nin en güçlü müttefikleri dahi bu savaşa karşı adeta kazan kaldırmış durumda. Almanya, İspanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler, bu savaşın içinde yer almak istemediklerini beyan etmişlerdir. ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkelere yönelik sitemkâr açıklamaları ise, ABD’nin içinde bulunduğu zorlukları gözler önüne sermektedir. (söylemiştik, İran, Venezüella değil diye.)
Trump’ın bu serzenişi, ABD’nin ve elbette İsrail’in son derece zor bir durumda olduğunu; savaşın kaybeden tarafının ABD olduğunu, başta ABD basını olmak üzere Avrupa basınının da açıkça dile getirdiği görülmektedir.
Dünyanın en güçlü savaş teknolojilerine sahip ülkelerinden biri olan ABD, İsrail ile birlikte İran karşısında ciddi bir itibar kaybı yaşamış durumda. Vietnam ve Afganistan’da yaşadığı yenilgilerin benzerini Orta Doğu’da da yaşama endişesiyle nasıl bir yol izleyeceğini kestirememektedir. Nitekim İran’da, ABD ve İsrail’i protesto etmek amacıyla bir araya gelen yüz binlerce insanın varlığını “yapay zekâ ürünü!” olarak nitelendirecek, böyle bir kalabalığın gerçekte bulunmadığını iddia edecek kadar, gerçekleri inkâr etme yoluna başvurmaktadır.
Öte yandan İran da ağır kayıplar vermektedir. Ancak İran, bu süreci doğrudan kendi topraklarını savunma çerçevesinde değerlendirmekte ve çevresindeki ABD üslerini tehdit unsuru olarak görmektedir. Bu nedenle çatışmayı genişleterek stratejik bir denge kurma çabası içinde olduğu anlaşılmaktadır. İran halkının da ülkesini savunma konusundaki kararlı duruşu, bu sürecin önemli bir unsuru olarak dikkat çekmektedir.
Son günlerde İran’ın Türkiye’ye yönelik füze saldırısı gerçekleştirmesi kamuoyunda tedirginliğe yol açmıştır. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, bu iddiaları kesin bir dille yalanlamış ve İran’ın Türkiye’ye saldırma niyetinin olmadığını açıkça ifade etmiştir. Bekayi, İran’ın savunma eylemlerinin yalnızca kendisine yönelik saldırıların kaynaklarına odaklandığını vurgulamıştır.
Ayrıca İran Dışişleri Bakanı’nın Türkçe olarak yayımladığı mesajda Türkiye’ye teşekkür etmesi, iki ülke arasındaki diplomatik nezaket ve dayanışmanın bir göstergesi olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Türkiye bu haksız savaşın içinde yer almayacaktır” şeklindeki açıklaması ise Türkiye’nin tutumunu net bir biçimde ortaya koymuştur.
Tüm bu gelişmeler değerlendirildiğinde, karanlık mihraklar tarafından Türkiye’nin bu savaşın içine çekilmek istendiği açıktır. Ancak Türkiye, kararlı ve dengeli bir politika izleyerek bu sürecin dışında kalmayı tercih etmektedir. Türkiye ile İran arasındaki tarihsel, kültürel ve coğrafi bağlar da bu yaklaşımı desteklemektedir.
Kanaatimizce Türkiye, bu savaşa doğrudan dahil olmayacak; aksine barışın tesisi için diplomatik girişimlerde bulunacaktır. Bu tutum, hem ülkemizin ulusal çıkarlarına hem de bölgesel istikrara katkı sağlayacak en doğru yaklaşımdır.
Unutulmamalıdır ki İran’ın istikrarı, Türkiye’nin istikrarıyla doğrudan ilişkilidir. Komşu ülkelerde yaşanan her kriz, Türkiye’yi de yakından etkilemektedir. Bu nedenle Türkiye’nin bu tür çatışmalarda yapıcı, itidalli ve barış odaklı bir politika izlemesi büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak Türkiye, bu yangını körükleyen değil; söndürmeye çalışan bir aktördür. Ve olmaya devam edecektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.