Kâbe’de Hacılar “Hu” Der Allah…

Popüler kültüre karşı sessiz bir manevî direniş

Dijital çağın hızla akan sosyal medya dünyasında popüler kültür araçları hiç olmadığı kadar gelişmiş durumda. İnsanlara ulaşmak artık çok kolay; ancak kültürel piyasada kalıcı olmak bir o kadar zor hâle gelmiştir. Dijital şeffaflık diyebileceğimiz bu yeni dönemde, her içerik göz önünde ve herkesin erişimine açık. Bu durum kullanıcıya sınırsız seçenek sunarken, gerçek ile yapay olan arasındaki farkı da giderek belirsizleştirmektedir.

Medya araçları aracılığıyla müzik sanatı artık yalnızca kulağa değil, göze ve hatta bilinçaltına hitap eden güçlü bir iletişim aracına dönüşmüştür. Klipler, algoritmalar, trend akımlar ve viral içerikler; çoğu zaman hedef kitleye fark ettirmeden mesaj vermek amacıyla kullanılmaktadır.

Popüler kültür ürünleri, günümüzde yalnızca eğlence unsuru değil; aynı zamanda kültürel yönlendirme araçlarıdır. Kültürel emperyalizmin en etkili ihracat kalemlerinden biri de hiç şüphesiz müzik ve dijital içeriklerdir. Öte yandan kültür, sanat ve spor bazen devletler arası sınırları kaldıran ortak bir dil hâline gelir. Avrupa Birliği’nin kültürel entegrasyon modeli bunun en somut örneklerinden biridir. Çünkü kültür evrenseldir; insanları ortak duyguda buluşturur.

Tam da bu noktada son günlerde dijital platformları altüst eden bir ilahi dikkat çekmektedir:
“Kâbe’de Hacılar Hu Der Allah.”

Uzun yıllardır bilinen, neredeyse kırk yıllık bir ilahinin bir anda gençler arasında viral hâle gelmesi üzerinde düşünülmesi gereken sosyolojik bir olaydır. Dün sosyal medyada anlamsız tekrarlarla dolaşan “hav hav” tekerlemelerini dilinden düşürmeyen gençliğin, bugün hep bir ağızdan bir ilahiyi mırıldanması ilk bakışta şaşırtıcı görünmektedir.

Peki bu değişimi nasıl okumalıyız?

Belki de gençlik, yapmacık duygularla üretilmiş, sipariş üzerine hazırlanmış eserlerden yorulmuştur.
Kurgusal mekânlarda çekilen sahte mekan/kahramanlardan, toplumsal gerçeklikten kopuk metinlerden sıkılmış olabilir.

Çünkü insan ruhu, eninde sonunda hakikati arar.

Atalarımızın dediği gibi: “Arayan Mevlâ’sını bulur.”

Toplum ve aileler, gençliğin tüm dinamizmiyle kendi özünü yeniden aradığı bir döneme girmiş olabilir. Modern hayatın hızında kaybolan birey, belki de içsel bir sığınak aramaktadır. Bu nedenle sade, samimi ve gösterişten uzak bir ilahi; milyonlarca liralık prodüksiyonların başaramadığını başarabilmektedir.

Burada önemli olan teknik mükemmellik değil; samimiyetin gücüdür.

Çünkü toplumumuz sevinci “Şükürler olsun Allah’ım” diyerek karşılar, korkuyu “Aman Yarabbi sen koru” diyerek savuşturur. İnsan, en zor anda da en mutlu anda da yönünü yine Yaratıcı’ya çevirir. Belki de bu yüzden Allah, insanın zihninde en son değil; aslında her zaman ilk başvurulan kapıdır.

Sosyal medyada yükselen bu ilahi dalgası bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Gençlik maneviyattan uzaklaşmadı; yalnızca samimi bir dil bekliyordu.

Amatör ruhla, gösterişten uzak bir yorumla yeniden seslendirilen bu eser; aidiyet duygusunu, saygıyı ve içtenliği yeniden hatırlattı. Müziğin bilinçaltı etkisi tam da burada ortaya çıktı. İnsan farkına varmadan gün içinde kendini şu sözleri mırıldanırken buluyor:

“Kâbe’de hacılar hu der Allah…”

Belki de bu olay, popüler kültürün tamamen sekülerleştiği iddiasına verilmiş sessiz bir cevaptır. Dijital çağda bile insan ruhunun yöneldiği yer değişmemektedir.

Çünkü teknoloji değişir, trendler değişir, algoritmalar değişir…

Ama insanın hakikat arayışı değişmez.

Ve bazen kırk yıllık bir ilahi, bütün modern gürültünün ortasında bize şunu hatırlatır:

İnsan, ne kadar uzağa giderse gitsin, özüne dönmek ister.

Saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adem Öztürk Arşivi