Kelimelerin tadı kaçarken

Sevgili Ulus Gazetesi okurları garibime giden ve hatta biraz üzüldüğüm bir konu var kelimeleri yaya yaya konuşmak. Z kuşağı dediğimiz gençliğin ne dediğini bilmeden yaya yaya konuşmaları beni gerçektin rahatsız ediyor ve üzüyor.

Son yıllarda günlük hayatta dikkat çeken bir değişim var. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bazı konuşma biçimleri, sadece kullanılan kelimelerle değil, kelimelerin söyleniş şekliyle de kendini gösteriyor.

Bunlardan biri de halk arasında "ağzını yaya yaya konuşmak" olarak tarif edilen üslup. Cümlelerin gereğinden fazla uzatılması, harflerin abartılı biçimde vurgulanması, dudak ve çene hareketlerinin doğal sınırların ötesine taşınması artık birçok ortamda sıradan hale gelmiş durumda.

Bu durumun neden ortaya çıktığını anlamadan eleştirmek haksızlık olur. Çünkü her dönemin gençliği, kendisini önceki kuşaklardan farklılaştıracak semboller üretmiştir. Kimi zaman müzik tercihleriyle, kimi zaman giyim tarzıyla, kimi zaman da konuşma biçimiyle bunu yapmıştır. Bugün de benzer bir süreç yaşanıyor. Ancak bu kez değişimin hızı çok daha yüksek. Bunun en önemli nedeni ise sosyal medya.

Neden dereniz sosyal medya özentisi sonrası bu alışkanlık neredeyse bütün gençlerde var. Ne konuştuklarını anlıyorsun ne de söylediklerini. Bana sorarsanız kendileri de ne dediklerinin farkında değiller.

Artık gençlerin rol modelleri yalnızca öğretmenler, sanatçılar veya aile büyükleri değil. Telefon ekranında her gün saatlerce izlenen fenomenler, yayıncılar ve içerik üreticileri de güçlü birer etki alanına sahip. Kamera karşısında dikkat çekmek isteyen birçok kişi, konuşmasını doğal akışından çıkararak daha teatral bir hale getiriyor. Kelimeler uzatılıyor, vurgular abartılıyor, jest ve mimikler büyütülüyor. Bu yöntem izlenme sayılarını artırabiliyor çünkü dijital dünyada sıradan olmak görünmez olmak anlamına geliyor.

Sorun şu ki, ekran için üretilmiş bu yapay üslup zamanla gerçek hayatın içine taşınıyor. İnsanlar artık arkadaşlarıyla sohbet ederken bile bir kameranın karşısındaymış gibi davranabiliyor. Konuşma, düşünceyi aktarmaktan çok dikkat çekme aracına dönüşebiliyor. Böyle olunca da söylenen şeyin içeriği geri planda kalırken, söyleniş biçimi ön plana çıkıyor.

Daha dikkat çekici olan ise bu alışkanlığın yalnızca bir telaffuz meselesi olmaması. Ağzını yaya yaya konuşmak, çoğu zaman gösterişçi bir iletişim anlayışının parçası olarak ortaya çıkıyor. Kişi ne söylediğinden çok nasıl göründüğüne odaklanıyor. Bu da dilin temel işlevi olan açık ve etkili iletişimi zayıflatabiliyor.

Elbette burada bütün gençleri aynı kefeye koymak doğru olmaz. Son derece düzgün, etkili ve bilinçli konuşan gençlerin sayısı da az değil. Hatta günümüzde yabancı dil öğrenen, hitabet becerilerini geliştiren ve kendini ifade etme konusunda önceki kuşaklara göre daha özgüvenli bir gençten de söz edebiliriz. Ancak yaygınlaşan bazı alışkanlıkların eleştirilmesi, gençlerin tamamını eleştirmek anlamına gelmez.

Bir başka mesele de dilin estetik yönüdür. Türkçe, ses uyumu ve akıcılığı bakımından son derece zengin bir dildir. Güzel kullanıldığında hem konuşana hem dinleyene keyif verir. Ancak kelimeler gereğinden fazla uzatıldığında, sesler doğal olmayan biçimde değiştirildiğinde bu akıcılık zarar görebiliyor. Tıpkı güzel bir müziğin temposunun bozulması gibi, konuşmanın da ritmi kayboluyor.

Üstelik bu alışkanlık yalnızca gençlerle sınırlı değil. Televizyon programlarından internet yayınlarına kadar pek çok mecrada benzer örneklerle karşılaşmak mümkün. Gençler çoğu zaman bu davranışın sebebi değil, sonucu oluyor. Gördüklerini ve duyduklarını taklit ediyorlar. Çünkü insan öğrenirken önce örnek alır.

Bu nedenle çözüm gençleri suçlamak değil, daha nitelikli örnekler sunmaktır. Ailede, okulda, medyada ve dijital platformlarda dili özenli kullanan insanların görünürlüğü arttıkça, konuşma kültürü de bundan olumlu etkilenecektir. Çünkü dil, sadece kurallarla değil, alışkanlıklarla yaşar.

Sonuç olarak ağzını yaya yaya konuşmak ilk bakışta basit bir üslup tercihi gibi görünebilir. Ancak bu alışkanlığın arkasında sosyal medya kültürü, görünür olma arzusu, taklit mekanizması ve değişen iletişim alışkanlıkları gibi daha derin nedenler bulunuyor.

Belki de bugün sormamız gereken soru şudur: Dikkat çekmek uğruna konuşuyor muyuz, yoksa gerçekten anlaşılmak için mi? Çünkü bir toplumun dilindeki değişim, çoğu zaman düşünme biçimindeki değişimin de habercisidir. Son olarak ailelere seslenmek istiyorum çocuklarınıza lütfen güzel konuşmayı öğretin ve Türkçe’nin ne kadar güzel bir dil olduğunun farkına varmalarını sağlayın…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp Kara Arşivi