Aysel Ayşe Aygün Özer
Okul mu, ibadethane mi?
Yusuf Tekin imzasıyla okullara gönderilen “Ramazan Ayı Etkinlikleri” rehberi üzerinden kopan tartışma, aslında bir etkinlik meselesi değil; Devletin eğitim anlayışının sınırları meselesidir.
Bir ülkenin eğitim politikası, o ülkenin anayasal karakterini yansıtır. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren laiklik ilkesini benimsemiş bir devlettir. Laiklik; din karşıtlığı değil, devletin din karşısında tarafsızlığıdır. Bu ilke, en somut karşılığını devlet okulunda bulur. Çünkü devlet okulu, tüm inanç gruplarına eşit mesafede durmak zorundadır.
Bugün tartışılan konu şu: 4-6 yaş grubundaki çocukların öğretmenleri eşliğinde camiye götürülmesi, iftar sofrası kurma etkinlikleri yapılması, Ramazan temalı çalışmaların “Ramazan’da Cami” köşesinde sergilenmesi…
Burada mesele Ramazan değildir. Ramazan bu toplumun kültürel ve dini gerçeğidir. Mesele, devlet okulunun rolüdür.
Devlet okulu bir ibadethane değildir. Bir Kur’an kursu değildir. Bir cemaat alanı değildir.
Ailelerin dini eğitimi verme hakkı vardır ve bu hak zaten tartışma dışıdır. Çocuklarına neyi, ne zaman, nasıl öğreteceklerine anne babalar karar verir. Devletin görevi ise pedagojik çerçeveyi belirlemektir; ritüel öğretmek değil.
Özellikle 4–6 yaş aralığı, gelişim psikolojisi açısından kritik bir dönemdir. Bu yaşta çocuk soyut kavramları değil, somut deneyimleri algılar. Ritüel ile kültürü, inanç ile oyun etkinliğini ayırt edemez. Dolayısıyla burada yapılan şey yalnızca “kültürel tanıtım” mıdır, yoksa yönlendirme midir? Asıl soru budur.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi; bilimsel, eleştirel düşünceyi esas alan, evrensel pedagojik ilkelerle uyumlu bir eğitim sistemi inşa etmektir. Eğitim politikası sembolik mesaj üretme alanı haline geldiğinde, pedagojik zemin zayıflar.
Devlet, toplumsal çoğunluğun inancına dayanarak eğitim içeriğini şekillendirebilir mi?
Eğer cevap “evet” olursa, yarın başka bir çoğunluk oluştuğunda aynı hak ona da tanınacaktır. Laiklik tam da bu nedenle vardır: Değişen siyasal iklimlere rağmen kamusal alanın tarafsızlığını korumak için.
Şu noktayı da dürüstçe söylemek gerekir: Ramazan’ı kültürel bir unsur olarak tanıtmak laikliğe aykırı değildir. Ancak ibadet pratiğini pedagojik faaliyete dönüştürmek, sınırları bulanıklaştırır. Okulun kimliği ile ibadethanenin kimliği iç içe geçtiğinde, devlet tarafsızlığını zedeler.
Bugün sorulması gereken soru şudur: Amaç çocukların kültürel farkındalığını artırmak mı, yoksa kamusal alanda dini görünürlüğü artırmak mı?
Bu ayrım netleşmeden yapılan her savunma eksik kalacaktır.
Eğitim, toplum mühendisliği alanı değildir.
Okul, inanç rekabetinin zemini değildir.
Ve her şeyin gerçekten bir yeri vardır.
Devlet okulu; çocuğun özgür aklının inşa edildiği yerdir.
İnanç ise, kalbin alanıdır.
Bu iki alan arasındaki çizgi silikleşirse, yarın hangi sınırın korunacağını kim belirleyecek?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.