Türkiye nükleer silaha sahip olmalı mı?

Ülkemiz bir garip olmaya başladı. Savaş karşıtı olacağım diye, neredeyse kapıları ardına kadar açıp, “gelin bizi yönetin” diye bas bas bağıran bir kitle var. Hangi akılla hareket edip, nereden besleniyorlar belli değil. Veya hangi maddeyi kullanıp hangi kafayı yaşıyorlar o da belirsiz. Bilinen tek şey, bırakın nükleer silahı, nükleer enerjiye bile karşı olup, “İSTEMEZÜK” sloganları ile güya “barış” havarisi kesiliyorlar.

Her ne kadar sözlerimiz onları pek etkilemezse de, biz yine bildiğimiz doğruları söylemeye devam edeceğiz. Neden etkilenmediklerini sizler çok iyi biliyorsunuz. Çünkü onlar hani bilinen bir söz vardır, “nato mermer nato kafa”.

Şimdi nükleer enerjiye veya nükleer silaha karşı olanlar, gözlerini şöyle bir ovuşturup etraflarına bir baksınlar. İstisnasız her ülke silahlanma yarışı içindeler. En geri kalmış ülkesinden en gelişmişine varıncaya kadar. Niye? Delimi bunlar? Veya ne yaptıklarının farkında değiller mi? Yoksa devletlerini, halklarını korumak, kul köle olmamak için mi çırpınıyorlar?

Yine üzülerek ifade edelim ki, devletler silaha harcadıkları paraları, huzur ve refah için harcasalar ülkeler güllük gülistanlık olur. Ancak hiçbir ülke kendini güvende hissetmediği için silahlanma yarışında yerini almak istiyorlar. Silah baronları bunu çok iyi bildikleri için, silah teolojisine, akıl almaz bir şekilde yatırım yapıp, en pahalı silahları üretip, istedikleri ülkelere satıyorlar, istediklerine satmıyorlar. Kurdukları terör örgütleri dahil. Ve özellikle üçüncü dünya ülkeleri bu silahlara sahip olamıyorlar. Dolayısıyla kendilerini hiçbir zaman güvende hissetmiyorlar.

En üstün teknolojiye sahip emperyal güçler, istedikleri yerde at oynatıyorlar, kimsede sesini çıkartamıyor. Ya beyinlerini sattıkları için ya da güçleri yetmediği için.

Hiç geriye gitmeye gerek yok. Sıcağı sıcağına önümüzde iki tane örnek var. Biri Venezuela ikincisi İran. Birincisine eşkıya elini kolunu sallayarak gitti. Devlet başkanını yatağından aldı hem de eşi birlikte ve o ülkenin insanları bile sanki hayatın akışıymış gibi davranarak en ufak bir tepki göstermediler. İran olayı ise başka bir boyutta.

Eşkıya (ABD), önce İran’a diyordu ki, “nükleer silah üretmeyeceksin” sonraları baklayı ağzından çıkardı. “Rejimini de değiştireceksin”. Aynı Venezüella’daki gibi, “Seni de ben yöneteceğim” . Buna kim karşı çıkarsa onu da cezalandıracağım. Peki, “eşkıya dünyaya hakim olur mu?”. Hani bir slogan var; “Susma, sustukça sıra sana gelecek”. Yeri gelmişken Eşkıyaya (ABD) hatırlatmamızı tekrar yapalım. “ İRAN, VENEZUELA DEĞİL”

Şimdi sorumuzu tekrar soralım. Türkiye nükleer silaha sahip olmalı mı? Şu ana kadar olmadıysak çok ama çok geç kalmışız demektir. Şayet dünya da tek bir ülkede nükleer silah varsa ki onlarca ülkede var, Türkiye, nükleer silahın yanında, en son teknolojiyle üretilmiş silahlara sahip olmak zorunda. Başka caydırıcı güç var mı? Bu silahları da biz kendimiz üretmeliyiz. Başkasından alacağımız silahlar ya şartlıdır ya da caydırıcı özellikte değildir.

Zamanın en güçlü silah teknolojisine sahip olmak için bütün ülkeler yarış yapıyorlarsa, bizim seyirci olmamızı kimse beklemesin. Nükleer karşıtlarının ise kesinlikle ciddiye alınmaması gerekir. Onlara kalırsa, İstanbul Hava Limanı da, üçüncü köprü de, Akkuyu Nükleer Enerji Santralı da gereksizdir. Ama ağızları açılınca da mangalda kül bırakmazlar.

Dünyanın gerisinde olmak demek, hürriyetimizden taviz vermek demektir vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsmet TAŞ Arşivi