Selâmlaşmak

İçinde bulunduğumuz birlik, beraberlik, kardeşlik ve sevgi ayı Ramazan-ı Şerifte, husumet ve nefreti giderip barışı sağlamak için gerekli olan diyaloğun en güzel yöntemi SELÂMLAŞMAKTIR. Böyle zor günlerde bu sihirli sözcük ile gönül köprüsü kurularak birçok sıkıntıyı gidermek mümkündür. Zira nefret, öfke, gerilim ve kutuplaşma sonucunda kaçınılmaz olan çatışma ortamı hiç kimseye yarar sağlamaz. Tam aksine her kes zarar görür.

Cenab-ı Hakkın esmâ-i hüsna dediğimiz güzel isimlerinden birisi SELÂM’dır. Her türlü belâ, fenâlık ve eksiklikten sâlim olmak anlamındaki bu etkili kelime, güzel dua ve temenni ile içimizi ısıtan, buzları eriten ve bizi birbirimize yakınlaştıran, hatta sevdiren bir iksirdir, sevgi ilacıdır.

Kadim medeniyetimizin merkezi Anadolu kültüründe, SELÂM VERMEK güvence kabul edilir. Çünkü İslâm dini selamlaşmayı hatta selamı yaymayı emreder. Tanışmış olma şartı aranmaksızın bildiğine ve bilmediğine selâm verilmesi ve bu selâmın en güzeliyle alınması zarûrî bir vazife sayılmış, selam vermek sünnet, almak ise farz kılınmıştır.

Cenab-ı Hak: “Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (Nisa-86) buyurmuştur. Hz. Peygamber efendimiz de: “İnsanlardan Allah’a yakın olan, selâmla başlayan kimsedir” buyurmuştur.

Selâmın her hangi bir malî veya bedenî güçlüğü ve külfeti bulunmadığından, selâmı esirgemek en büyük cimriliktir. Buna mukabil selâmlaşmak sadaka vermekle eşdeğerdir. Allah’ın sevgi ve güven iksiri olarak insanlara bahşettiği SELÂMLAŞMA ile taraflardan hiç birisi herhangi bir zarar görmez, tam aksine büyük sevap kazanır. Selam vermek sünnet olduğu halde, veren alandan daha çok sevap kazanır.

Üzülerek görüyoruz ki, kimi gurup ve cemaatler Allah’ın selâmını yasaklıyor. Müslümana mescidi yasaklıyor, selamı engelliyor. Bütünleştirmek varken, dışlama ve öteleme yoluna gidiyorlar. Ey gâfil! Sen kimsin ki, selamı yasaklıyorsun? Allah selamı emrediyor, sen menediyorsun.

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) asırlar önce bu rezaleti görmüş ve reçetesini bildirmiştir: “Geçmiş ümmetlerin dinini tıraşlayan illet size de bulaştı. O, kıskançlık ve buğzdur. Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikce cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mü’min olamazsınız… Size bir şey bildireyim, onu yaparsanız aranızda sevgi olur. Selâmı yayın.”

Üstün ahlâk ve meziyet timsali Hz. Peygamberimiz; selam verir gibi kendisine “Essamü aleyküm” (ölüm size) diyen bir Yahudi gurubuna dahî “Ve aleyke” (size de) şeklinde mukabelede bulunmuş, onların küstahlığına rağmen nezaket ve zarafet göstermiş, selamı kesmemiştir. İslâm peygamberi hiç kimseyi cemaatten ihraç etmemiş, kovmamıştır. Asrı-saâdette böyle bir uygulama yoktur. Aforoz Hıristiyanların işidir.

Günaydın, merhaba, iyi günler, iyi akşamlar ve benzeri iyi dilek belirten güzel sözler elbette kullanılabilir. Başını eğerek veya elini başına kaldırarak da selamlama yapılabilir. Ancak bunların hiç birisi o sihirli sözcük olan “Esselâmü aleyküm” ya da “Selâmün aleyküm” yerini tutmaz. Selâm almanın en güzeli de "Ve aleyküm-üs selâm ve rahmetüllahi ve berekâtühü"

Birisinin sözlü ilettiği ya da mektup, telgraf, e.mail, mesaj ve benzeri yollarla ulaşan selâmına, mutlaka daha güzel bir selamlama ile karşılık verilmelidir. Bunu yapmak vaciptir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp Kara Arşivi