
Alperen Aydın
Durma Göğe Bakalım
FANUSTA BALIK–ŞEHİRDE İNSAN
Kalabalık şehirlerimiz, estetik zevkten uzak binalarla donatılmış. Yeşilin her türlü tonunun katili beton duvarlar, alabildiğince yükseliyor, ta ki göğün mavisi görünmeyene kadar.
Bu kadar grilikte boğulup duyguları alınmış beton suratlar, kaynağından çalınıp fanusta dönüp duran balıkları andırıyor. Oysa kendi tabiatlarında ne kadar güzeller değil mi?
Mekânın insanı birçok yönden etkilediği kaçınılmaz bir gerçek. Türkiye’mizin bu yüzyılında, kendi medeniyet tasavvurumuza aykırı inşa edilen mekanlar, ruhumuzda derin yaralar açıyor. ‘’Her inşa, imar değildir.’’ sözünün ise maddeci çevrelerde hiçbir ehemmiyeti yok. Onların varı yoğu ‘’Para.’’
ULUSLARARASI SEYAHAT Mİ DAHA KOLAY, KENDİ İÇİMİZE YOLCULUK MU?
Dijitalleşen dünyada, modernizmin “moda-tüketim çılgınlığı” dayatması altında insanın kendi içine yolculuğu, uluslararası seyahatlerden daha zor hâle geldi.
Bugün belli bir maddi güce sahipseniz saatler içerisinde dünyanın bir ucuna rahatlıkla gidebilirsiniz. Fakat bu kadar tek tip ve ahenksiz görüntü-ses kirliliğin içinde gönül gözüyle görmeniz gerekenleri kaçırmadan görebilir ya da vicdanınızın sesini rahatlıkla duyabilir misiniz?
Bugün insan yaşamının ne kadar tek tipleştiğini ve hızlandığını düşününce cevabınızın ‘’hayır’’ olacağına eminim. Dünya’nın hemen hemen her yerinde insanlar, aynı markanın ürettiklerini giyiyor, aynı markaların içeceklerini tüketiyor, aynı şirketlerin ürettiklerini benimsiyor. Gidilen, giyilen, içilen, benimsenen aynı.
Kültür emperyalizmi değerlerimizi bir canavar edasında yutuyor. Medeniyetimizin bize işaret ettiği o kadar mutlu olunacak alan varken dayatılmış tüketim seçenekleri içerisinden tercih yapabilenler bununla mutlu olduğunu sanıyor.
BU YOLCULUKTA HIZ SINIRI VAR
Yoğun iş temposu ve anlamsız telaşın öğüttüğü vaktimizden insan kalmak adına bir parça kendi yolculuğumuza ayırmamız gerekiyor.
İnsanın kendi içine yolculuğu, günlük yaşamdaki o anormal hızımızı kabul etmiyor. Yaşamdaki güzellikleri kaçırmamak için yavaşlamaya dolayısıyla biraz sakinliğe ihtiyacımız var. Fark etmek, idrak edebilmek ve sonunda sindirebilmek hepsi birer aşama. Birindeki eksiklik diğerini de yarım bırakıyor. Bu sefer tat almaktan mahrum kalıyoruz.
GRİYE DOYDUK ARTIK “DURMA GÖĞE BAKALIM”
Müslüman tabiatla bağını koparmamalı, bir şekilde modern dünyada doğayla temas hâlinde olmayı sürdürebilmeli ki rahat tefekkür edebilsin, gerçek manada nefes alabilsin. Önceleri bahçeli evlerde bulabildiğimiz bu büyük fırsatı apartman hayatına teslim olarak kaybettik. Bulabildiğimiz imkanlarla gürültü ve zevksizlikten uzak, yere baktığımızda yeşili, göğe baktığımızda maviyi görebileceğimiz yerlerde vakit geçirebilmeliyiz. Böyle yerlerde gördüğümüzün, duyduğumuzun, düşündüğümüzün hikmeti daha tesirli olacaktır.
Griye doyduk artık. Turgut Uyar’ın dediği gibi “Durma göğe bakalım”..
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.