Aysel Ayşe Aygün Özer
Eğlenceli ve kalıcı eğitim modeli
Her yıl okulun son haftaları yaklaşırken benzer bir tablo ortaya çıkıyor. Konular büyük ölçüde tamamlanmış oluyor, kitaplar bitiyor, sınavlar geride kalıyor. Öğrencilerin bir kısmı okula gitmeyi gereksiz görmeye başlıyor. Öğretmenler de doğal olarak yılın yoğun temposunun ardından daha sakin bir döneme giriyor. Oysa eğitimin son iki haftası, aslında en değerli zamanlardan biri olabilir.
Eğitim sadece kitap yetiştirmek, konu bitirmek ve sınav yapmak değildir. Eğitim; merak uyandırmak, hayata hazırlamak, öğrencinin içinde iz bırakmaktır. Bu nedenle okulun son günleri boş geçen zamanlar değil, farklı öğrenme deneyimlerine dönüşen günler olmalıdır.
Peki bu süreç nasıl değerlendirilebilir?
Örneğin okullarda atölye çalışmaları yapılabilir. Öğrenciler şiir, resim, müzik, tiyatro, bilim, doğa, teknoloji ya da el becerileri üzerine etkinliklere katılabilir. Meslek tanıtımları düzenlenebilir. Kitap söyleşileri yapılabilir. Öğrenciler sınıf dışında öğrenmenin de mümkün olduğunu deneyimleyebilir.
Bunun yanında öğretmenler de yıl boyunca yürüttükleri yoğun akademik sürecin dışında öğrencilerle daha farklı bağlar kurabilir. Bilgi yarışmaları, kültür günleri, kısa belgesel gösterimleri, okul içi proje sunumları ya da sosyal sorumluluk etkinlikleri düzenlenebilir.
Belki de öğrenciler yıllar sonra matematikte hangi konuyu işlediklerini değil; okulun son haftasında birlikte diktikleri ağacı, yazdıkları şiiri ya da yaptıkları bir etkinliği hatırlayacak.
Eğitimin amacı sadece öğretmek değil, kalıcı iz bırakmaktır.
Belki artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Okulun son iki haftasını yalnızca takvimde kalan günler olarak mı göreceğiz, yoksa öğrencilerin okula isteyerek geldiği, öğrenmenin farklı yüzlerini keşfettiği özel bir döneme mi dönüştüreceğiz?
Çünkü bazen en kalıcı eğitim, en farklı geçirilen zamanda saklıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.