Aysel Ayşe Aygün Özer
Gündem sarhoşluğu: Manşetlerin gölgesinde unutulan hayat
Her sabah gözümüzü açtığımızda, telefon ekranlarımızdan sızan yeni bir "son dakika" gelişmesiyle güne uyanıyoruz. Öyle haberler düşüyor ki önümüze; infial yaratıyor, günlerce tartışılıyor, sosyal medyada milyonlarca tweet atılıyor, televizyon ekranlarında uzmanlar saatlerce dil döküyor. Günlerce o haberle yatıyor, o haberle kalkıyoruz. Öfkeleniyoruz, üzülüyoruz ya da şaşırıyoruz.
Ancak bir süre sonra, o çok büyük, "bunu asla unutmayacağız" dediğimiz haberin yerini bir başkası alıyor. Ve biz, bir önceki travmayı veya tartışmayı çözüme kavuşturamadan yeni bir dalganın içinde sürüklenirken buluyoruz kendimizi.
İşte modern dünyanın en büyük hastalığı bu: Gündem sarhoşluğu.
Kalıcı Haberler, Geçici Çözümler
Son dönemde gündemi kalıcı olarak işgal eden haberlere dönüp bir bakın. Hepsinin ortak bir özelliği var: Toplumun sinir uçlarına dokunuyorlar. Adalet arayışları, ekonomik çalkantılar, skandallar, liyakat tartışmaları ya da toplumsal şiddet olayları... Bu konular günlerce manşetlerden inmiyor. Peki, bu kalıcılık bir şeyleri değiştiriyor mu?
Maalesef hayır. Bir haberin gündemde uzun süre kalması, o sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor; aksine, sorunun ne kadar kökleştiğini ve bizim bunu sadece "seyrettiğimizi" gösteriyor. Bizler ekran başında öfke nöbetleri geçirirken, hayatın gerçekliği manşetlerin gölgesinde akıp gidiyor.
Haberler kalıcı oluyor ama o haberlerin yarattığı toplumsal farkındalık, bir sonraki "şok edici" gelişmeye kadar süren geçici bir esrikliğe dönüşüyor.
Duygu Enflasyonu ve Duyarsızlaşma
Sürekli aynı veya benzer nitelikteki ağır haber dalgasına maruz kalmak, toplumda ciddi bir "duygu enflasyonu" yaratıyor. İlk gün gösterdiğimiz o devasa tepki, beşinci gün yerini kanıksamaya, onuncu gün ise bıkkınlığa bırakıyor. İnsan zihni, bu kadar yoğun ve sürekli trajediyi ya da kaosu kaldıramadığı için bir savunma mekanizması geliştiriyor: Duyarsızlaşma.
En tehlikeli aşama da tam olarak burası. Gündemi uzun süre meşgul eden olaylar, bir süre sonra hayatın "normal bir parçası" gibi algılanmaya başlıyor. Tepki vermesi gereken kitleler yoruluyor, sorgulaması gerekenler susuyor ve geriye sadece medyanın yarattığı o uğultulu gürültü kalıyor.
Manşetlerin Ötesine Geçmek
Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, gündemindeki konuların ne kadar çok konuşulduğuyla değil, o konuların ne kadar hızlı ve kalıcı şekilde çözüldüğüyle ölçülür. Eğer bir haber haftalarca gündemi işgal ediyor ve arkasından sadece boş bir tartışma enkazı bırakıp gidiyorsa, burada hepimizin şapkayı önüne koyup düşünmesi gerekir.
Medya satmaya, sosyal medya köpürtmeye, bizler de tüketmeye devam ettiğimiz sürece bu döngü kırılmayacak. Gazetelerin manşetleri değişecek, televizyonlardaki alt yazılar yenilenecek ama hayatın içindeki o derin yaralar hep taze kalacak.
Artık gündemin bizi sürüklemesine izin vermeyi bırakıp, "Bu haber bize ne anlatıyor ve biz yarın neyi değiştireceğiz?" sorusunu sorma vaktidir. Aksi takdirde, her gün yeni bir manşetle uyuşan, hafızasını kaybetmiş bir toplum olmaktan öteye geçemeyeceğiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.