Aysel Ayşe Aygün Özer
Dikiz aynasından siyaset yapmak: Geçmişin kavgasından geleceğe yer kalmadı
Türk siyasetinin kronik bir hastalığı var: Kafayı arkaya çevirip koşan atletler gibiyiz. Önümüze bakıp hızlanmamız, engelleri aşmamız gereken yerde; sürekli birbirimizin topuğuna basıyor, arkada kalmış tozlu defterleri karıştırıyoruz. Siyaset kurumu, ülkeyi ileriye taşıyacak projelerin, vizyonların ve reformların yarıştığı bir arena olması gerekirken; ne yazık ki geçmişin günahlarını birbirinin yüzüne vurma tiyatrosuna dönüşmüş durumda.
Sonuç? Dünya yapay zekayı, uzay madenciliğini, yeni nesil ekonomileri tartışırken; biz ülke olarak yerimizde saymayı geçtik, adeta zamanda geriye doğru kürek çekiyoruz.
Aynı Nakarat, Aynı Kısırdöngü
Kürsüye çıkan liderlerin, siyasi aktörlerin konuşmalarına bir bakın. Replikler hiç değişmiyor, sadece aktörler yer değiştiriyor.
Bir taraf dönüyor, diğer tarafa on yıllar öncesinin hesabını soruyor: "Sizin bu ülkeyi geçmişte nasıl yönettiğinizi, SGK’yı nasıl batırdığınızı, hastane kuyruklarını unutmadık!"
Diğer taraf hemen eski defterlerden bir başka sayfa açıp cevabı yapıştırıyor: "Siz de kendi döneminizde imza attığınız skandalları, çarçur edilen kaynakları, yapılan usulsüzlükleri unutmadık!"
Bu diyalog size de tanıdık geldi mi? Muhtemelen son yirmi yıldır, belki de daha uzun süredir televizyon ekranlarında, meydanlarda hep aynı kaset çalıyor. O ona "geçmişteki yönetim krizlerini" hatırlatıyor, öbürü ona "kendi dönemindeki şaibeleri" söylüyor. Karşılıklı bir "sen daha çok batırdın" yarışı...
Peki, bu laf dalaşının ortasında bugünün sokağına, gencine, emeklisine ne kalıyor? Koskoca bir hiç.
Sürekli Geri Vites
Geçmişte yaşanan hatalar, ekonomik krizler veya başarısız yönetimler elbette yok sayılmamalı; tarih, ders alınması gereken bir kılavuzdur. Ancak geçmiş, bugünü rehin almak için bir silah olarak kullanıldığında siyaset tıkanır. Siyasetçiler birbirini geçmişle suçlayarak bugünkü sorumluluklarından kaçıyorlar.
"Biz hata yapıyoruz ama bakın onlar geçmişte daha büyüğünü yapmıştı" mantığı, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Toplum olarak bizler, geçmişin muhasebecisini değil, geleceğin mimarını arıyoruz. Ancak siyasette bir adım öne gidemememizin sebebi, herkesin dikiz aynasına bakarak araba sürmeye çalışması. O arabanın kaza yapması ya da yolda kalması kaçınılmazdır.
İleri Gitmek Zorundayız
Dünya baş döndürücü bir hızla değişiyor. Genç nesil artık ideolojik kamplaşmalardan, yareti-otuz yıl öncesinin bayatlamış tartışmalarından yoruldu. Onlar bugünün dünyasında nasıl var olacaklarını, hak ettikleri refah seviyesine nasıl ulaşacaklarını duymak istiyorlar.
Siyasetinin acilen "Dün ne yapmıştınız?" sorusundan sıyrılıp, "Yarın ne yapacaksınız?" sorusuna odaklanması gerekiyor. Enflasyonu nasıl düşüreceksiniz? Eğitim sistemini nasıl ayağa kaldıracaksınız? Adalet mekanizmasını nasıl tıkır tıkır işleteceksiniz? Bize bunlarla gelin.
Eski defterleri kapatın demiyoruz; onları tarihe ve hukuka bırakın. Siz bugünü yönetin, yarına yön verin. Çünkü bu milletin artık geçmişin kavgalarını dinleyecek sabrı da, sürekli geri viteste yaşayan bir siyasetle kaybedecek zamanı da kalmadı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.