Aysel Ayşe Aygün Özer
El âlem yasaklarken biz neden kırmızı halı seriyoruz?
Dünyanın dört bir yanında skandallarıyla gündeme gelen, sahne performansından ziyade yarattığı tahribatla anılan ve birçok ülkenin "istenmeyen kişi" ilan edip kapılarını kapattığı isimler, geçtiğimiz günlerde ülkemizde ağırlandı. Hem de ne ağırlama... Milyonlarca liralık, döviz bazlı devasa bütçelerle, adeta bir gövde gösterisi eşliğinde.
Vatandaş olarak sormadan edemiyoruz: Dünyanın kapı dışarı ettiği figürlere biz neden kucak açıyoruz? Ve daha da önemlisi, bu anlamsız cömertliğin faturasını neden biz ödüyoruz?
"Kültür Sanat" Bu Değil
Kültür ve sanat, toplumları birleştiren, geliştiren ve vizyon katan olgulardır. Ancak son zamanlarda "uluslararası organizasyon" adı altında önümüze konan bazı işler, bu tanımın fersah fersah uzağında. Diğer ülkeler bu isimlerin toplumsal değerlerine, gençliğine ya da kamu düzenine zarar verdiğini görerek radikal kararlar alabiliyor, konser yasakları uygulayabiliyor. Bizim kültür ve sanat yönetimimiz ise adeta bir "kurtarılmış bölge" cüretiyle, dünyada dışlanan ne kadar tartışmalı figür varsa ülkemize davet etmekte hiçbir sakınca görmüyor.
Buradaki tezatlık sadece vizyon eksikliği değil, aynı zamanda ciddi bir prestij kaybıdır. Başka ülkelerin kendi sahnelerine yakıştırmadığı isimleri baş tacı etmek, Türkiye’yi "her parayı veren eğlencenin merkezine ulaştığı" kalitesiz bir pazar konumuna düşürüyor.
Milyonlar Sokağa Mı Atılıyor?
Madalyonun bir de hepimizin cebini ilgilendiren ekonomik boyutu var. Ülkece ekonomik olarak tasarruf tedbirlerinin konuşulduğu, her bir kuruşun hesabının yapılması gereken bir dönemden geçiyoruz. Hal böyleyken, iki gecelik saçma sapan bir eğlence uğruna yurt dışına akıtılan milyonlarca doların mantıklı bir açıklamasını kim yapabilir?
Bu paralar yerli sanatçılarımıza, tiyatrolarımıza, Anadolu’nun dört bir yanındaki kültürel mirasın korunmasına harcansa, toplum olarak çok daha kalıcı ve gurur verici bir kazanç elde etmez miydik?
Kapılar Bu Kadar Kolay Açılmamalı
Uluslararası bir vizyona sahip olmak, dünyada ne kadar niteliksiz ve sorunlu figür varsa buraya toplamak anlamına gelmez. Türkiye; tarihiyle, köklü kültürüyle ve sanatsal birikimiyle seçici olmak zorundadır. Dünyanın ambargo koyduğu isimlere kapı açmak bize "hoşgörü" puanı kazandırmıyor; aksine, duruşumuzun ve sanatsal kriterlerimizin ne kadar esnek —hatta gevşek— olduğunu gösteriyor.
Görünen o ki, birileri bu konserleri düzenlerken toplumsal hassasiyetleri ve ekonomik gerçekleri tamamen göz ardı etmiş. Temennimiz, bu saçmalığın bir kereye mahsus kalması ve bundan sonra atılacak adımlarda "dünya ne yapıyor, biz ne yapıyoruz?" sorusunun yetkililer tarafından kendilerine sorulmasıdır.
Çünkü bu ülkenin ne sokağa atacak parası, ne de prestijini ucuzlatacak lüksü var.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.