İki incirin hikâyesi

Kuşadası’nda sıcak bir yaz günü. Denizden gelen hafif rüzgâr, güneşin kavurucu sıcaklığını biraz olsun unutturuyor, sokaklarda yazın o kendine özgü telaşı yaşanıyor. Tezgâhın başında ise taze incirlerini satan yaşlı bir amca var.

Öyle büyük, gösterişli bir tezgâh değil bu. Birkaç kasa taze incir, küçük bir sandalye ve yılların yorgunluğunu taşıyan bir insan…

İncirlerin yanına yaklaştım. Öyle çok almak gibi bir niyetim yoktu. Sadece iki tane istedim.

Amca hiç düşünmeden seçti, en güzel görünenlerden iki inciri elime bıraktı. Ben de parasını uzattım.

“Yok kızım, almam…” dedi.

Şaşırdım.

“Olur mu amca, iki incirin parasını vereyim.”

Gülümsedi. Başını iki yana salladı.

“İki incirin lafı mı olur? Ye, afiyet olsun.”

O an elimde tuttuğum iki incir, gözümde dünyanın en pahalı meyvesine dönüştü.

Çünkü mesele incir değildi.

Mesele, artık giderek unuttuğumuz bir duyguydu: Karşılıksız iyilik…

Bugün hayatın neredeyse her alanında bir hesap yapıyoruz. Ne aldık, ne verdik, ne kadar ödedik, karşılığında ne kazandık? Bir iyiliğin bile bazen karşılığını bekliyoruz. Oysa o amcanın iki incirinde hiçbir hesap yoktu.

Belki o iki incir onun için küçücük bir ikramdı. Belki her gün tezgâhının başında onlarca kişiye satış yapıyor, geçimini bu incirlerden sağlıyordu. Ama yine de iki tanesini parasız vermeyi gönlünden geçirmişti.

Benim içinse o iki incir, Kuşadası’nın sıcak bir gününde karşıma çıkan kocaman bir insanlık hatırası oldu.

Çocukluğumuzda mahallede komşunun kapısını çalardık. Bir tabak yemek gider, boş tabak geri dönmezdi. Bahçeden koparılan birkaç meyve paylaşılır, “Bunun parasını vereyim” denildiğinde gönül koyulurdu.

Çünkü paylaşmak, ticaret değildi.

Belki yıllar geçtikçe elimizdeki incirleri çoğalttık ama gönlümüzden eksilttik.

Oysa bazen insanın ihtiyacı olan şey çok büyük hediyeler değil. Bir tebessüm, bir “afiyet olsun”, iki incir kadar küçük ama yüreğe dokunan bir iyilik.

O gün Kuşadası’nda iki incir aldım.

Parasını ödeyemedim.

Ama karşılığında çok daha değerli bir şey aldım:

İyiliğin hâlâ yaşadığını hatırladım.

Ve şimdi düşünüyorum…

Belki de dünyayı değiştirecek olan büyük sözler değil, bir gün bir yabancının eline uzatacağımız o iki küçük incirdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nursu YILDIZ Arşivi