Dilek Özder
"Kalbim başka bir ufka yolculuk yapmak isterdi"
Bunu söylerken gözlerimden istemsizce yaşlar süzülüyor. Aklım, o alışıldık sesiyle kulağıma mantıklı olanı fısıldıyor: “Kal, güvende ol.”
Akıl bu durumda, gemiyi korunaklı limana bağlayan, bizi fırtınalardan koruyan ama aynı zamanda bizi yerimize sabitleyen o ağır halat olmuyor mu?
İşte insanı insan yapan, tam da aklın bittiği yerde kalbin o geçit vermez denizlere açılma arzusu…
Ne tuhaf bir çelişki bu değil mi? İnsanın kalbiyle aklı, bazen aynı gemiye sığmıyor.
Bir tarafımız burada kalıp kolaylığı seçmenin, risk almamanın mantığını kurarken; diğer tarafımız çoktan o okyanusları aşmış, dalgalarla boğuşuyor.
Ne zaman aklımı dinleyip buraya, bu sınırlara ait olduğuma kendimi ikna etmeye çalışsam, o meşhur güvenli liman ruhuma dar geliyor, nefesim kesiliyor. Çatışma da işte tam burada başlıyor. Güvenli bir esaret mi, yoksa fırtınalı bir özgürlük mü?
Çoğu zaman hayatı sadece akılla, mantık çerçeveleriyle örmeye çalışıyoruz. Oysa insan sadece mantıktan ibaret bir canlı değil, öyle olsaydı keşiflerin, şiirlerin ve o büyük dönüşümlerin hiçbiri gerçekleşmezdi.
Çünkü biliyorum; zincirler sadece eti keser, kalbi değil. Bedenim, burada kalabilir; ama kalbimin o başka ufka yaptığı gizli yolculuğu asla engelleyemez.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.