Dilek Özder
Dünden bugüne sosyal medya arkadaşlıkları
Her şey bir merakla, aslında biraz da o tatlı nostalji arayışıyla başladı. Hatırlayanlarınız mutlaka olacaktır; Facebook ülkemize ilk geldiğinde o dönemin şartlarında çoğumuz sürece tamamen yabancıydık. Sonra bir gün, İngilizce bilen o vizyoner arkadaşımız heyecanla çıkageldi ve "Hepinize birer hesap açıyorum! Bu hesapla tüm eski dostlarınızı, ilkokul arkadaşlarınızı, izini kaybettiğiniz herkesi bulacaksınız!" dedi. O an ne kadar sevindiğimizi, içimizi kaplayan o saf heyecanı dün gibi hatırlıyorum. Yıllardır görmediğimiz insanlarla tek bir tıkla yeniden bağ kurma fikri adeta bir mucize gibiydi. Tabii platform henüz İngilizce olduğu için herkes aynı anda keşfedemedi, bu yüzden aktif de kullanılamadı.
Biz eski dostları aramaya koyulmuşken, eski dostlarımızdan ziyade hiç tanımadığımız insanları tanır olduk. Sosyal medyanın bu şekilde hızla ilerlemesi, bizden kilometrelerce uzak coğrafyalarda yaşayan ve kültürünü hiç bilmediğimiz insanlarla iletişim içinde olmamızı sağlayıverdi. Oturduğumuz yerden dünyanın bambaşka köşelerindeki günlük hayatlara ve yaşam tarzlarına ilk ağızdan ortak olduk.
Haritada yerini bile bilmediğimiz şehirleri keşfetmek, ufkumuzu hiç tahmin etmediğimiz kadar açtı. Üstelik bu süreç, içinde büyük bir şaşkınlık ve hayranlık da barındırıyordu. Tamamen farklı bir coğrafyada, bambaşka şartlarda büyüyen birinin de sizinle tıpatıp aynı şeyleri düşündüğünü görmek büyüleyiciydi.
Bu sayede dijital dünyanın ortak özellikler üzerinden kurduğu o köprüler aktifleşti. Bazen fiziksel çevremizde bizi anlayan birini bulamazken, sınırların kalktığı bu yeni dünyada ruh ikizlerini bulanlar da artmıştı.
Ancak madalyonun diğer yüzü de vardı. Zamanla ekran başında saatlerce takip ettiğimiz; günün hangi saatinde ne yediğini, neye üzülüp neye güldüğünü izlediğimiz dijital arkadaşlarımızın, bir süre sonra bize en yakın çocukluk arkadaşımız gibi geldiğini görmeye başladık.
İşte onların hayatlarına tek taraflı olarak bu kadar yoğun tanıklık ediyor olunca, zihnimiz zamanla onlarla aramızda bağ kurmaya başladı. Biz onları çok iyi tanırken, onların bizi hiç tanımıyor olduğunu unutuverdik.
Tam da bu noktada ipler kopmaya ve samimiyetin dozu kaçmaya başladı. İnsanlar ekranda gördükleri o yalancı yakınlığa öyle bir kapıldı ki yorumlarda ya da DM’lerde resmen çizgiyi aştı. Gerçek hayatta yolda görseler selam vermeyecekleri, hiç tanımadıkları insanlara pat diye akıl vermeye, hesap sormaya başladılar. En mahrem konularda bile fütursuzca eleştirip, sanki kırk yıllık dostlarıymış gibi aşırı senli benli konuşmalar gündeme geldi.
Aslında her şey dijital dünyanın bize oynadığı küçük bir oyun. Ekranın arkasında etten kemikten, sınırları olan gerçek bir insanın olduğunu unutuyoruz. Ama günün sonunda durum çok net: Birinin hayatını sürekli story’lerden izliyor olmamız, onunla çocukluk arkadaşı olduğumuz anlamına gelmiyor. Dijitalde de olsa, mesafeyi korumakta fayda olduğu inancındayım.
Bir arkadaşımızın "Tüm dostlarınızı bulacaksınız" vaadiyle adım attığımız bu dünya, bizi hiç bilmediğimiz okyanuslara çıkardı. Sosyal medya arkadaşlıkları, modern dünyanın yalnızlığına harika bir panzehir olsa da dijital maskelerin arkasındaki gerçek insanı bulmak artık her zamankinden daha büyük bir çaba gerektiriyor.
Unutmayın; en güzel dostluklar, sosyal medyanın popülerlik kazandıran gerçeklikten uzak, ışıltılı dünyasına kapılmadan, o ilk günkü heyecanla bizi şaşırtan gerçek ve saf duyguların peşinden gidebileceğimiz dostluklardır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.