Zafer Çam
Kerbelâ çölde kalmadı… Bugün Gazze'de devam ediyor
Bugün Gazze'de gökyüzü çocukların çığlıklarıyla inliyor.
Bir anne, yavrusuna verecek bir yudum su arıyor.
Bir baba, enkazın altında evladının cansız bedenine ulaşmaya çalışıyor.
Yaşlılar açlıkla, çocuklar korkuyla, masum insanlar ölümle sınanıyor.
Ve bütün bunlar dünyanın gözleri önünde yaşanıyor.
Müslüman coğrafya gözleri kapalı emperyalist sömürüye katliamcı Yahudi’ye emredersin diyor.
Ey dünya Müslümanları!
Ey insanlık!
Ey vicdan sahipleri!
Gazze yanarken siz neredesiniz?
Tarih yalnızca eski kitapların sararmış sayfalarında kalan bir hatıra değildir.
Tarih, ders alınmadığında aynı acıları farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda yeniden yaşatır.
Bundan yaklaşık on dört asır önce Kerbelâ'da insanlığın vicdanını sarsan büyük bir zulüm yaşandı.
Hz. Hüseyin ve ehli Yezidi’n ordusu tarafından kuşatıldı.
Fırat Nehri yanı başındaydı ama su onlara yasaktı.
Günlerce susuz bırakıldılar.
Kadınlar...
Çocuklar...
Bebekler...
Çölün ortasında bir damla suya hasret kaldılar.
Rivayetlere göre Hz. Hüseyin, karşısındaki topluluğa hakikati anlatmaya çalışırken oğlu Ali Ekber, "Babacığım, sözleriniz neden onların kalbine ulaşmıyor?" diye sorar.
Hz. Hüseyin'in verdiği cevap, asırları aşan bir ibret olarak anlatılır:
“Çünkü onların karınları Yezidi’n verdiği haram lokmalar ile dolu”.
Ardından tarihin en acı katliamlarından biri yaşandı.
Aradan asırlar geçti.
Takvimler değişti.
Teknoloji gelişti.
İnsanlık aya gitti.
Ama ne yazık ki vicdan aynı ölçüde büyümedi.
Bugün Gazze'de yine çocuklar ölüyor.
Yine anneler evlatlarını toprağa veriyor.
Yine insanlar açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor.
Yine su, ekmek ve ilaç bir savaş silahına dönüşüyor.
Kerbelâ'da susuzluk nasıl bir zulüm aracına çevrildiyse, bugün Gazze'de de açlık ve susuzluk milyonlarca insanın hayatını tehdit eden bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
Belki coğrafya farklı...
Belki zaman farklı...
Belki kullanılan silahlar farklı...
Ama mazlumun gözyaşı hiç değişmiyor.
Kerbelâ bize yalnızca matem bırakmadı.
Bize zalime boyun eğmemenin onurunu bıraktı.
Mazlumun yanında durmanın ahlakını bıraktı.
Adalet uğruna bedel ödemenin şerefini bıraktı.
Hz. Hüseyin'in adı bugün hâlâ saygıyla anılıyorsa bunun sebebi kazandığı bir savaş değil; hakikatten taviz vermeden zulmün karşısında dimdik durmasıdır.
Bugün Gazze'de yaşananlar karşısında da insanlığın vicdanı yeniden imtihan edilmektedir.
Bu mesele sadece Müslümanların meselesi değildir.
Bu mesele sadece Filistin'in meselesi değildir.
Bu mesele, insan olabilmenin meselesidir.
Çünkü bombaların altında ölen bir çocuğun dini sorulmaz.
Açlıktan ölen bir bebeğin mezhebi olmaz.
Susuzluktan feryat eden bir annenin milliyeti acısını değiştirmez.
Vicdan; pasaport sormaz.
Merhamet; kimlik seçmez.
İnsanlık, ancak mazlumun yanında durabildiği kadar insandır.
Bugün Gazze'nin feryadını duyabilmek, Kerbelâ'nın bize bıraktığı vicdan emanetini anlayabilmektir.
Çünkü zulmün adı değişebilir…
Zalimin yüzü değişebilir…
Coğrafyası değişebilir…
Ama mazlumun gözyaşı her çağda aynı yakıcılıkla akar.
Ve tarih, her zaman aynı soruyu sorar: "Zulüm karşısında sen nerede durdun?"
İşte asıl cevap verilmesi gereken soru budur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.