Ey İsrail: Güç Sahibi Olmak, Hukuksuzluğu Meşrulaştırmaz

Dünya, tarih boyunca birçok çatışma, savaş ve işgal gördü.

Ancak bazı durumlar vardır ki, sadece belli bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın vicdanında yankı bulur.

Bugün Filistin’de, Gazze’de yaşananlar da işte bu yankının merkezinde yer alıyor. İsrail devleti tarafından yürütülen askeri ve siyasi politikalar, yalnızca bir halkın geleceğini değil, uluslararası hukukun, evrensel değerlerin ve insan haklarının geleceğini de tehdit etmektedir.

Bir İşgalin Tarihsel Arka Planı

1948'de İsrail Devleti’nin kuruluşunun ardından başlayan süreç, sadece bir devletin kuruluşu değil, aynı zamanda Filistin halkının kitlesel olarak yerinden edilmesinin, mülksüz eştirilmesinin ve sistematik olarak haklarının ihlal edilmesinin de başlangıcı oldu.

Bugün hâlâ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararı gereği geri dönüş hakkına sahip olan milyonlarca Filistinli mülteci, topraklarına dönememekte, haklarına ulaşamamaktadır.

1967’deki Altı Gün Savaşı sonrası İsrail, Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ni işgal etti.

O tarihten bu yana geçen yarım asırda, bu bölgelerde yapılan yerleşim politikaları uluslararası hukuk tarafından defalarca yasa dışı ilan edilmiş olmasına rağmen, durdurulmamış, bilakis artırılmıştır.

Uluslararası Hukukun İhlali: Sadece Bir Detay mı?

Uluslararası hukuka göre, özellikle Dördüncü Cenevre Sözleşmesi açıkça belirtir: İşgalci güç, işgal ettiği topraklarda demografik yapıyı değiştirecek yerleşim faaliyetlerinde bulunamaz.

Ancak İsrail, 2025 itibariyle Batı Şeria’da 700 binden fazla yerleşimciyi konuşlandırmış, bu bölgelerdeki Filistinlilerin hareket özgürlüğünü, mülkiyet haklarını ve günlük yaşamlarını fiilen ortadan kaldırmıştır.

Ayrıca, Gazze Şeridi, 2007’den bu yana kara, hava ve denizden abluka altındadır.

Bu abluka, kolektif cezalandırma niteliği taşıdığı gerekçesiyle insan hakları örgütleri tarafından “açık hava hapishanesi” olarak tanımlanmakta ve Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch gibi kuruluşlarca sistematik insan hakları ihlali olarak raporlanmaktadır.

İnsani Felaketin Soğuk Rakamları

Bir çatışmayı, bir savaş halini sadece istatistiklerle ifade etmek, çoğu zaman insanî boyutunu kaybettirir.

Ama bazen rakamlar da susmaz.

2023-2025 yılları arasında Gazze'de İsrail'in düzenlediği operasyonlarda yetmiş bin binden fazla Filistinli hayatını kaybetti, bunların önemli bir kısmı çocuktu.

Gazze'de altyapının %90’inden fazlası tahrip oldu; hastaneler, okullar, su ve elektrik sistemleri çalışamaz hale geldi.

BM verilerine göre Gazze nüfusunun %80’i açlık sınırının altında yaşıyor. Kronik ilaç ve temiz su eksikliği, binlerce insanın hayatını tehdit ediyor.

Tüm bunlar savaş değil; bu, savaşın kurallarını bile çiğneyen bir sistematik yıkım.

İsrail’in her saldırı sonrası dayandığı temel söylem “güvenlik”tir.

Ancak orantılılık ilkesine aykırı olarak sivillerin hedef alınması, altyapının yok edilmesi ve tüm bir halkın cezalandırılması, güvenliği değil, kolektif intikamı işaret eder.

Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Gerçek güvenlik, başkasının özgürlüğünü yok ederek mi sağlanır?

Filistin halkı, sadece toprağını değil, insanlık ve Müslümanların onurunu da savunuyor.

Ve bu hak, sadece siyasi değil, doğuştan gelen evrensel bir haktır.

İsrail'in uluslararası hukuku bu denli rahat ihlal etmesinin arkasında, Batılı devletlerin suskunluğu ve adı İslam olan batıcı, Amerikancı, Yahudi beslemesi devlet başkanlarının çifte standardı yatıyor.

Aynı uluslararası sistem, başka ülkelerde yaşanan hak ihlallerine anında tepki verirken, konu İsrail olduğunda Müslümanların kanı aktığında ya susuyor ya da utangaç açıklamalarla geçiştiriyor.

Bu durum, sadece Filistin halkını değil, hukukun evrenselliğine inanan herkesi hayal kırıklığına uğratıyor.

Çünkü adalet bir yerde çiğnendiğinde, aslında her yerde yara alır.

İsrail devletini uluslararası hukuk ve insan hakları temelinde eleştirmek, antisemitizm değildir.

Tıpkı bir Arap ülkesinin otoriter rejimini eleştirmenin İslam fobi olmaması gibi.

Eleştiri, kimliğe değil, politikaya yöneliktir.

Asıl tehlike, eleştiriden korkup susmak; zulmün karşısında "tarafsız" kalmaktır.

Ey İsrail!

Unutmayın ki gerçek barış, baskıyla değil, adaletle kurulur.

Kalıcı güvenlik, tanklarla değil, hakkaniyetle sağlanır.

Bir halkın gözyaşı üzerine kurulan hiçbir gelecek, ayakta kalamaz.

Bugün Filistin halkı, sadece işgalle değil, dünyanın kayıtsızlığıyla ve kukla satılmış İslamcı liderlerin duyarsızlıklarıyla da mücadele ediyor.

Belki birçok devlet susabilir.

Ey Müslüman ümmet sen niye susuyorsun.

Ama halklar susmaz.

Vicdan susmaz.

Tarih hiç susmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Çam Arşivi