Adaletin katili: Yalancı şahitlik

Bir toplumun adalet anlayışı yalnız mahkemelerde verilen kararlarla değil, insanların doğruya şahitlik etme cesaretiyle ölçülür. Çünkü adalet bazen bir hakimin kararında değil, bir insanın “ben gördüm” ya da “bu doğru değil” diyebilmesiyle başlar.

Mahkemelerde adalet, deliller ve şahitliklerle tesis edilir. Ancak delil karartma, uydurma deliller, yalancı şahitlik ve gizli tanık uygulamaları adaletin sapmasına yol açabilmektedir.

İlahi Bir Sorumluluk: Şahitlik

Kur’an bu konuda açık bir ölçü koyar:

“Kendinizin, anne-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun ve Allah için şahitlik edin.” (Nisa 135)

Bu ayet, şahitliğin yalnız hukuki değil, aynı zamanda ahlaki ve imani bir sorumluluk olduğunu gösterir. Doğru şahitlik adaletin temelidir; yalancı şahitlik ise en büyük düşmanıdır.

Yalancı Şahitlik veya Suskunluk

Toplumlar yalnız zalimlerin yaptıklarıyla değil, iyi insanların suskunluğu ile de yaralanır.

Yakın geçmişte kıskançlık, bürokratik ya da ticari rekabet veya kişisel husumetler nedeniyle insanlar birbirleri hakkında iftira atabildi.
“Onun da vardır bir şeyi…”
“Devlet durup dururken bunu yapmaz…” gibi ifadeler çoğu zaman zımni yalancı şahitliğe dönüştü.

Oysa görmediğine şahitlik etmek kadar, gördüğü haksızlık karşısında susmak da adaleti zedeler.

Anadolu’da anlatılan bir fıkra bu durumu hicveder:
Kadı bir şahide “Olayı gördün mü?” diye sorar. Adam “Görmedim” der.
“Peki nasıl bu kadar eminsin?”
“Çünkü herkes öyle diyor…”

Bu basit fıkra, hakikat ile söylenti arasındaki farkı anlatır.

Şahitlik Zanna Dayanmaz

Şahitlik kesin bilgiye dayanır. Görme, işitme gibi doğrudan bilgiye dayanmayan “duydum”, “tahmin ediyorum”, “herkes öyle diyor” gibi ifadeler şahitlik değil, söylentidir.

Kur’an bu ilkeyi açıkça ortaya koyar:

Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme…” (İsra 36)

Zanna dayalı beyanlar, adaletin yanlış tecelli etmesine yol açar.

Tarihten Ders: Adalet ve Şahitlik

Tarih boyunca adaletin ayakta kalmasını sağlayan yalnız yöneticiler değil, doğru şahitlik eden insanlardır.

Hz. Ali ile bir Yahudi arasında geçen davada, delil yetersizliği nedeniyle kadı halifenin aleyhine hüküm verir. Hz. Ali bu kararı kabul eder. Bu adalet karşısında Yahudi gerçeği itiraf eder.

Osmanlı’da da kadılar padişahın karşısında bile bağımsız karar verebilmiştir. Çinli hâkim Bao Zheng ise güçlülerin baskısına rağmen hakikatten sapmayan tavrıyla adaletin sembolü olmuştur.

Bu örnekler, adaletin yalnız kanunla değil, vicdan ve doğru şahitlikle ayakta kaldığını gösterir.

Sessiz Kalan Toplum

Haksızlık karşısında susmak, zamanla onu normalleştirir.

Edmund Burke’e atfedilen şu söz bu gerçeği anlatır:

“Kötülüğün kazanması için iyi insanların hiçbir şey yapmaması yeterlidir.”

Toplumda sıkça dile getirilen bir başka özdeyiş de aynı gerçeği daha net bir şekilde ifade eder:

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”

Gerçekten de adalet yalnız yanlış yapanların değil, doğruyu söylemeyenlerin suskunluğu yüzünden zayıflar. Çünkü bazen adaleti öldüren yalan değil, suskunluktur.

Bugünün Türkiye’si Üzerine

Son yıllarda Türkiye’de gözaltı ve soruşturma süreçlerinde alınan bazı tanık ifadeleri de tartışma konusu olmuştur. Kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerde, bazı kişilerin baskı, korku ya da kurtulma umuduyla başkaları hakkında beyanda bulunmaya zorlandığı iddiaları dile getirilmektedir.

“İsim ver kurtul” yönlendirmesinin konuşulduğu bu süreçte, tehdit veya endişe ile yapılan beyanlar ve menfaat karşılığı ortaya çıkan gizli tanıklıkların adalet duygusunu zedelediği açıktır.

Öte yandan toplumda genelleme ve söylentiye dayalı yargılar da ciddi bir sorundur.

“Ben duydum, o da şunlardandır” gibi ifadeler hakikati değil söylentiyi taşır ve çoğu zaman iftiraya kapı aralar.

Geçmişte yaşanan kişisel kırgınlıklar, kıskançlık, rekabet veya menfaat çatışmaları nedeniyle gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmak ise açık bir yalancı şahitliktir.

Oysa tanıklık kamusal bir sorumluluktur; baskıdan, korkudan ve çıkar ilişkilerinden arınmış olmalıdır. Aksi halde verilen her yanlış ifade yalnız bir kişiyi değil, toplumun adalet inancını da yaralar.

Son Söz

Bir toplumda insanlar doğruya şahitlik ediyorsa adalet güçlenir. Ama insanlar susuyorsa ya da gerçeği çarpıtıyorsa adalet zayıflar.

Erdemli bir toplum istiyorsak yalnız adil yöneticilere değil, doğru şahitlik eden cesur insanlara da ihtiyaç vardır.

Çünkü adalet ancak doğru şahitlik ile ayakta kalır. Ve unutulmamalıdır ki:

Bir ülkede namussuzlar kadar namuslular da cesur olmazsa, o toplumda adalet ayakta kalamaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Yücer Arşivi