Toplumsal erozyonda yöneticilerin rolü...

TBMM Eski Başkanı Bülent Arınç’ın “Bu toplum aziz millet olma vasfını kaybetti”, şeklindeki açıklaması üzerine, düşünme ve bazı noktaları dile getirme ihtiyacı duydum. Çünkü bu aziz/necip milletin cesareti, fedakarlığı, merhameti ve adaleti ile tarih boyunca mazlumun, masumun ve zayıfın yanında yer aldığını düşünürdüm. Gerçi son on yılda bu düşüncem ciddi biçimde sarsılmış olsa da ümidimi tamamen kaybetmemiştim. Şimdi gerçek bütün çıplaklığı ile ifade ediliyordu.

Bir toplumun gerçek gücü nedir? Ekonomik büyüklüğü mü, askeri kudreti mi, yoksa teknolojik ilerlemesi mi? Tarih bize başka bir şey söylüyor: Toplumları ayakta tutan asıl güç sahip oldukları değerler ve erdemleridir. Ancak bu değerlerin korunmasında, toplumun önde gelen yöneticileri ve kanaat önderlerinin davranışları belirleyici rol oynar.

Erdemli toplumlarda bireyler doğruyu savunabilir, haksızlığa karşı durabilir ve vicdanlarının sesini haykırabilir. Kutsal metinler yüzyıllardır insanları “doğru, adaletli ve merhametli” olmaya çağırırken, insan çoğu zaman nefsinin ve çıkarlarının peşinden giderek bu ilkelerden uzaklaşır.

Kur’an’da Hz. Musa’nın duasında geçen “İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak eder misin?” ayeti, bireysel hataların toplumsal felaketlere dönüşebileceği endişesini gösterir.

Erdemli Görünmek mi, Erdemli Olmak mı?

Platon’a göre; yöneticiler gerçekten adil olmak yerine “adil görünmeyi” önemserse toplum erdemini kaybeder.

Machiavelli de benzer bir gerçeğe işaret eder: Ona göre de yöneticiler çoğu zaman dinin özünü yaşamaktan çok dindar görünmeyi tercih ederler.

Bu sözler farklı çağlardan gelse de aynı gerçeğe işaret eder: Yöneticilerin verdiği görüntü, toplum algısını derinden etkiler. Çünkü toplumlar çoğu zaman yöneticilerine bakarak davranışlarını şekillendirir. Kaba bir halk tabiriyle “İmam .... yaparsa cemaat.....yapar” denir. Bu söz aslında bütün olup biteni özetler. Yöneticiler adil davranırsa toplum adaleti öğrenir; yöneticiler haksızlığı meşrulaştırırsa toplum da zamanla bunu normal görmeye başlar.

Tarihten bir örnek…

Tarihsel anlatılara göre Şam’da bir adam, Iraklı birinin dişi devesine el koyar ve “bu erkek deve benim” der. Tartışma büyür ve konu Muaviye'ye intikal eder. Muaviye tarafları dinledikten sonra Şam’lıyı haklı çıkarır ve “Ey cemaat bu erkek deve kimindir?” diye sorar. On binlerce insan, gözlerinin önündeki dişi deveye "Şam’lınındır" diyerek itaatlerini teyit eder. Bu olay, yöneticilerin toplumun hakikat algısını bile değiştirebildiğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Adalet duygusu zayıfladığında ve yöneticiler hakikati çarpıttığında, toplum da çoğu zaman gerçeğe değil güce boyun eğer. Toplumlar çoğu zaman yöneticilerinin aynasıdır.

George Orwell’in şu sözü bu durumu çok iyi anlatır: “Toplum yalanlara alıştıkça, gerçekleri söyleyenlerden nefret eder.”

Malcolm X ise “Eğer dikkat etmezseniz medya (muktedirlerin sesi) mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize sebep olur.”

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Birilerine yapılan haksızlıkları ıslık çalarak seyrederseniz, gün gelir o fırtınanın altında siz de kalırsınız” uyarısı çok önemlidir. Dün başkalarına yapılan haksızlıkları seyredenler, gün gelir benzer durumlarla kendileri de karşılaşabilirler.

Bugünün Türkiye’si Üzerine

Bugün Türkiye’de toplumsal erdem üzerine ciddi tartışmalar yaşanıyor ve toplumda çıkarcılığın ve ahlaki yozlaşmanın arttığı, kötülüğün sıradanlaştığı dile getiriliyor. Kaldı ki uluslararası endeksler de somut sonuçlar ortaya koyuyor.

Uluslararası Yolsuzluk Algı Endeksine göre Türkiye son on yılda; kayırmacılık ve sistematik yolsuzluk ve denge-denetim mekanizmasının bozulması nedenleriyle 2025 yılında 182 ülke arasında 107. sıradan 124. sıraya geriledi.

Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre ise; temel haklar, düzenleyici uygulamalar ve ceza hukuku gibi alanlardaki bozulmalar nedeniyle de 80. sıradan 118. sıraya geriledi.

Bu gerilemede, 2016 yılında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle daha önce suç olmayan iş ve eylemlerin suç sayılması, yüz binlerce kamu görevlisinin işten çıkarılması, milyonlarca kişiye soruşturma açılması, yaklaşık beş yüz bin kişiye ceza verilmesi, kamuda liyakatin zayıflaması ve yozlaşmanın yaygınlaşmasının önemli rol oynadığı anlaşılıyor.

Dahası bu insanların suçlu olduğu topluma onaylatıldı. Önceden saygı duyulan kanaat önderleri köşelerine çekildi ve kimse hakikati söylemeye cesaret edemedi. Çünkü yöneticilerin attığı adımlar yalnızca devlet kurumlarını değil, toplumun adalet ve vicdan anlayışını da doğrudan etkiledi.

İnsanlar yöneticilerce iftiraya teşvik edildi. Kırk yıldır bir yanlışını görmediği arkadaşına ya da komşusuna “onun da vardır bir şeyi” diyerek suizanda bulundu. Şimdi bu suçlamaların neredeyse hemen hepsi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince hak ihlali sayıldı.

Toplumsal güvenin yeniden kurulması ancak evrensel değerlere dönüş ve adaletin herkes için eşit uygulanmasıyla mümkün olabilir. Haksızlığa uğrayanların hakları, iftiraya uğrayanların itibarları, işini kaybedenlerin işlerine iade edilmesi ve zulme uğrayanların tazminatlarının ödenmesi toplumda güvenin yeniden filizlenmesi için ilk adım olacaktır.

Son olarak...

Erdemli toplum kendiliğinden oluşmaz. Onu yaşatan şey sadece bireylerin değil, toplumun önünde duran yöneticilerin ve kanaat önderlerinin davranışlarıdır.

Doğruyu savunan insanlar oldukça, adaletin sesi kısılmaz. Ama toplumlar bir gün yanlışı görmezden gelmeye başlarsa, o gün aslında en büyük kaybı yaşamış olurlar.

Çünkü erdemini kaybeden toplum, er ya da geç geleceğini de kaybeder.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Yücer Arşivi