Barabbas’tan günümüze: Katiller ve masumlar

Hristiyan inancına göre İsa’nın çarmıha gerilmesi sürecinde dikkat çekici bir sahne yaşanır. Roma valisi Pontius Pilatus, bayram geleneği olarak ağır cezalı bir mahkûmu affedecektir. Vali halka sorar, karşısında iki isim vardır: hırsızlık, gasp ve çok sayıda kişinin katili Barabbas ile herhangi bir adli suçu ve şiddet eylemi olmayan İsa. Anlatıya göre dönemin Yahudi önderleri (muktedirleri) kalabalığı yönlendirir ve tefessüh etmiş halk Barabbas’ın serbest bırakılmasını, İsa’nın ise çarmıha gerilmesini ister. Böylece bir katil affedilir, bir masum idama gönderilir.

Bu sahne, yalnızca teolojik değil, aynı zamanda siyasal bir ders içerir: muktedirler için asıl tehlike bazen suç işleyen kişiler değil, muktedirlerin meşruiyetini sorgulayan kişilerdir.

Suçtan Çok Muhalif Düşünce

Tarih boyunca muktedirlerin en sert tepkileri çoğu zaman en kanlı suçlara değil, en rahatsız edici itirazlara yönelmiştir. Hırsızlar, katiller veya dolandırıcılar toplum için tehdit oluşturur; ancak muhalifler doğrudan muktedirlerin tutumunu tartışmaya açar. Bu nedenle birçok yönetim, adi suçluları değil de muhalifleri cezalandırır.

Fransız Devrimi sonrası (1793-94) devrime sadakat hukukun önüne geçti ve devrim karşıtı olduğu düşünülen binlerce kişi hızla yargılanıp yaklaşık onbeş bini giyotine gönderildi. Bunu yaparken suçun niteliğinden çok kişilerin muhalif duruşları belirleyici oldu ve bazı adi suçlular devrime bağlılık gösterdikleri ölçüde affedildiler.

Stalin döneminde Sovyetler Birliği’nde öğretmenler, mühendisler ve sıradan muhalif vatandaşlar “halk düşmanı” olarak kamplara gönderilirken, profesyonel suçlular kamplarda daha ayrıcalıklı konumda olabiliyordu.

Çin’de Kültür Devrimi sırasında akademisyenler ve sanatçılar “muhalif düşünceleri” nedeniyle cezalandırılırken, hırsızlar, katiller ve caniler devrimci gruplara katılarak kurtuldu.

Nazi Almanyası’nda da benzer bir tablo görüldü. Rejime muhalif görülen gazeteciler, sendikacılar, din adamları ve siyasetçiler toplama kamplarına gönderilirken, adi suçlular “yeniden eğitilebilir” ya da rejime hizmet edebilir görülerek daha farklı muamele görebildi. Nazi yönetimi için asıl tehdit suç değil, sadakat eksikliğiydi.

Farklı ideolojilere sahip bu yönetimlerin ortak noktası, şiddet suçundan çok fikirden korkmalarıydı.

Çünkü Fikir Bulaşıcıdır

Hırsız yakalanır, katil hapsedilir, tehlike sona erer. Ancak bir düşünce, bir eleştiri ya da bir protesto kontrol edilemez biçimde yayılabilir. İktidarların asıl korkusu da buradadır: Fiziksel tehditten çok meşruiyet kaybı.

ABD’de Soğuk Savaş döneminde yaşanan “komünist avı” da benzer bir korku refleksinin ürünüdür. McCarthy döneminde cadı avı başlatıldı ve binlerce kişi yalnızca komünizm sempatizanı olabileceği şüphesiyle işinden edildi, kara listelere alındı veya yargılandı. Öğretmenler, akademisyenler ve sanatçılar hedef hâline gelirken, bu kişilerin büyük çoğunluğu herhangi bir şiddet suçuna karışmamıştı. Tehdit algısı, fiili suçtan çok düşünceye dayanıyordu.

Güney Afrika’da Nelson Mandela’nın 27 yıl hapiste tutulması, rejimin en çok korktuğu şeyin bireysel suçlar değil, geniş kitleler nezdinde meşruiyet kazanmış bir muhalefet lideri olduğu şeklinde yorumlandı.

Benzer şekilde Mısır’da 2013 sonrası dönemde binlerce muhalif (müsliman kardeşler sempatizanı) uzun süreli hapis cezalarına çarptırılırken, yargı süreçlerinin özellikle siyasi dosyalar üzerinde yoğunlaştığı yönünde uluslararası raporlar yayımlandı.

İran’da da devrim sonrasında ve özellikle son yıllardaki protestoların ardından, rejime muhalif görülen kişiler ağır cezalara çarptırılırken, bazı adi suçlar için geniş af kararları çıkarıldı. Bu durum, iktidarın tehdit algısının suçun niteliğinden çok siyasi etkisine göre şekillendiğini gösterdi.

Güçlü İktidarlar Eleştiriden Korkmaz

Tarihsel deneyim, iktidarların kendilerini güvende hissettiklerinde eleştiriye daha toleranslı olduklarını; kırılgan hissettiklerinde ise en sıradan itirazı bile tehdit olarak algılayabildiklerini gösteriyor. Çünkü muhalefet, düzeni ihlal etmez; düzenin kendisini tartışmaya açar.

Bu nedenle birçok yönetim için en tehlikeli kişi suçlu değil, ikna edici konuşabilen sıradan bir vatandaştır.

Günümüz Türkiye’sine Dair Bir Soru

Bugün Türkiye’de yapılan infaz düzenlemeleri ve yargı paketleri de benzer bir tartışmayı beraberinde getirdi. İnfaz düzenlemeleriyle hırsızlık, gasp, yaralama, tecavüz, adam öldürme, uyuşturucu ticareti vb. ağır suçlardan hüküm giymiş kişiler cezaevinden bırakılırken, iktidara muhalefet, devlete karşı işlenen suçlar ya da terör kapsamına sokularak bu düzenlemelerin dışında bırakıldı ve eline silah almamış kişiler tahliye edilmedi.

Bu durum ister güvenlik gerekçesiyle savunulsun, ister siyasi bir tercih olarak yapılsın, ortaya çıkan tablo tarihteki birçok örnekle benzer bir soruyu yeniden gündeme getirdi: İktidarlar için gerçekten en büyük tehlike kimdir-suç işleyenler mi, yoksa itiraz edenler mi?

Barabbas hikâyesi iki bin yıl sonra hâlâ hatırlanıyorsa, belki de bunun nedeni yalnızca dini değil, evrensel bir siyasal gerçeğe işaret etmesidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Yücer Arşivi