Ahmet Yücer
Toplumsal çürüme: Kıskançlık, gıybet ve kul hakkı
Toplumsal çürüme çoğu zaman görünür krizlerle değil, ahlaki zafiyetlerin yaygınlaşmasıyla başlar. Bu zafiyetlerin başında ise kıskançlık, gıybet ve kul hakkı ihlalleri gelir.
Kıskançlık: Kardeşler Arasına Giren Duygu
Kalpte başlayan kıskançlık, aslında Allah’ın taksimatına itiraz anlamı taşır. Kontrol edilmediğinde yıkıcı sonuçlar doğurur.
İnsanlık tarihinin ilk cinayeti bunun en çarpıcı örneğidir. Habil ile Kabil kıssasında, Kabil’i kardeşini öldürmeye götüren şey kıskançlıktı.
Benzer şekilde Hz. Yusuf kıssasında kardeşlerini onu kuyuya atmaya sürükleyen duygu da yine kıskançlıktı. Kardeşlik bağı bile bu duygunun önünde duramamıştı.
Bu kıssalar bize şunu gösterir: Kıskançlık kontrol edilmediğinde insanı en ağır suçlara bile sürükleyebilir.
Kıskançlık bireyler arasında olduğu gibi kamu kurumlarında da görülür. Son on yılda şucu bucu diye liyakatli insanların yaftalanarak kamudan ihraç edilmesi, kamuda büyük bir zaafiyete yol açmıştır. Bizans entrikalarını andıran bu davranışlar maalesef tarihi tekerrürler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Gıybet: Sözle İşlenen Yıkım
Kıskançlık çoğu zaman gıybete dönüşür. İnsan, içinde büyüyen olumsuz duyguyu başkalarının arkasından konuşarak dışa vurur.
Kur’an’da gıybet, “ölmüş kardeşinin etini yemek” gibi çarpıcı bir benzetmeyle anlatılır (Hucurat 12). Bu benzetme, meselenin basit bir dedikodu değil, ağır bir ahlaki ihlal olduğunu açıkça ortaya koyar.
Tarih ve toplum hayatı, gıybetin yol açtığı yıkımlarla doludur. Nice insanın itibarı birkaç cümleyle zedelenmiş, nice aileler ve dostluklar söylentiler yüzünden dağılmıştır. Bazen bir söz, bir ima, bir iftira… ve ardından telafisi mümkün olmayan kırılmalar.
Zanna dayanarak araştırılmadan söylenen her söz, çoğu zaman adalete değil haksızlığa hizmet eder. Gıybet sıradanlaştığında, insanlar birbirine değil söylentilere inanır hale gelir.
Gıybet mi, İftira mı?
Bir kişi ya da topluluk hakkında söylenen söz doğruysa bu gıybettir, yanlışsa iftiradır.
Hele hele .....cılar hırsız ya da terörist gibi genelleyici ve toptancı ifadeler, bir grubu bütünüyle suçladığı için iftira kapsamına girer.
Geçmişte hazırlanan listelerle, şiddete bulaşmamış çok sayıda insan KHK’lı olarak ağır ithamlara maruz kaldı ve büyük mağduriyetler yaşadı. Somut delile dayanmadan insanları “terörist” ya da “terör örgütü üyesi” olarak yaftalamak yalnız hukuki değil, aynı zamanda ağır bir ahlaki sorumluluktur. Şimdi duyuyoruz suizan, haset, kıskançlık veya iftira ile o listeleri hazırlayan ve insanların hayatını karartanlardan bazıları helallik alma derdine düşmüşlerdir. Diğerlerinin de bu hatanın farkına vararak benzer bir muhasebe yapmaları temenni edilir.
Yanlış bilgi üretmek ve yaymak Kur’an’da “fasıklık” olarak nitelendirilir. Bu konuda açık bir uyarı vardır: “Size bir fasık bir haber getirdiğinde onu araştırın (tahkik edin).” (Hucurat 6)
Bu ilke bize açıkça şunu hatırlatır: Araştırılmadan yayılan her söz, farkında olmadan toplumda fitneye ve çatışmaya zemin hazırlayabilir.
Kul Hakkı: Affı En Zor Yük
Kul hakkı, yalnız dünyada değil, ahirette de karşılığı olan bir sorumluluktur.
Bir insan hakkında doğruluğunu bilmeden konuşmak, duyduğunu araştırmadan yaymak, kişisel kırgınlık, kızgınlık veya menfaatler uğruna başkasını karalamak. Bunların her biri birer kul hakkıdır.
Ancak okullarımızda ve camilerimizde kul hakkı ile kamu malının yetim malı olduğu bilincinin yeterince vurgulanmadığı da bir gerçektir.
İslam düşüncesinde kul hakkı, ibadetlerle veya tövbe ile telafi edilebilecek bir şey değildir. Çünkü bu hak, Allah ile kul arasında değil, kul ile kul arasındadır.
Bu nedenle gıybet edilen kişiden helallik almak gerekir. Dahası, söz konusu bir kişi değil de bir topluluk olduğunda, helallik almak neredeyse imkansız hale gelir.
Peygamber Efendimiz’in uyarısı son derece açıktır: “Kimin üzerinde kardeşine ait bir hak varsa, ..... o gün gelmeden önce onunla helalleşsin.”
Bu şu anlama gelir: Ne kadar ibadet edilirse edilsin, hak sahipleri affetmedikçe kul hakkı ortadan kalkmaz. Bu yüzden kul hakkı, insanın ahiret hayatı üzerindeki en ağır yüklerden biridir.
Bugünün Toplumu Üzerine
Günümüzde sosyal medya, bilgi akışını hızlandırmakla birlikte, doğruluğu teyit edilmeden paylaşılan yalan yanlış bilgilerin de hızla yayılabildiği bir zemin haline gelmiştir.
Hatta son yıllarda sosyal medyada organize şekilde hareket eden ve kamuoyunu yönlendirmeyi amaçlayan çok sayıda hesap tartışma, öfke ve çatışma oluşturacak manipülatif içerik paylaşmaktadır.
Asılsız bilgilerle toplumda algı oluşturmaya amaçlayan sahte kimlikli bu troller, bazı toplumsal ve siyasal süreçlerde, algoritmik gıybet yaparak ilgili kişi ya da grubun itibarını yerle bir etmektedir.
Siyasi rekabet ve kıskançlıkla başlayan, gıybetle yayılan ve kul hakkına dönüşen bu süreç, toplumsal dokuyu zayıflatmaktadır. Bu nedenle insanlar yalnız yaptıklarına değil, paylaşımlarına ve söylediklerine de dikkat etmek zorundadır.
Son Söz: Kıskançlık kalbi, gıybet toplum hayatını, kul hakkı ise ahireti yıkar. Bu üçü bir araya geldiğinde geriye ne adalet kalır ne de güven.
Erdemli bir toplum inşasına kıskançlık, gıybet ve iftira sonucu oluşan mağduriyetlerin giderilmesi ve helalleşme ile başlanmalıdır. Aksi halde bu yük yalnız dünyada değil, ahirette de insanın peşini bırakmaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.