Erdemli bir toplum için önce ADALET

Bir devletin ayakta kalmasını sağlayan şey ne ordusudur ne de hazinesidir. Devletleri ayakta tutan ana unsur adalettir. Adalet zayıfladığında devlet içten içe çürümeye başlarken; güçlü olduğunda ise en zor dönemleri bile kolayca atlatabilir.

Adalet denilince akla gelen ilk isim Hz. Ömer’dir. O’na atfedilen ve bu gün de adliye duvarlarını süsleyen “Adalet mülkün (devletin) temelidir sözü aslında tarihsel bir tecrübenin özetidir.

Sultan Fatih “Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür.” derken,

Büyük Selçuklu veziri Nizâmülmülk “Devletin küfür ile ayakta kalabileceğini ama zulüm ile ayakta kalamayacağı” uyarısında bulunur.

Şair ve mutasavvıf Molla Cami “Dindar ama adaletsiz yönetim yerine, dinsiz ama adil bir yönetimin tercih edileceğini” söyler.

Elmalılı Hamdi Yazır ise “İnsanlığın bekasının medeniyet ile medeniyetin bekasının ise adalet ile mümkün olduğu” tespitini yapar

Medine’de Adaletin Temeli

Hz. Peygamber’in Medine’de kurduğu şehir devletinin temel belgesi olan Medine Vesikası ile farklı inançlara ve kabilelere mensup insanlar ortak bir hukuk düzeni içinde yaşamaya başlamıştı.

Çünkü adalet devlet düzeninin temeline yerleştirilmiş ve yalnız güçlü olanı değil, toplumdaki herkesi korumaktaydı. Böylece farklı topluluklar arasında güven ortamı oluştu.

İran Hükümdarı Adil Nuşirevan

Rivayete göre sarayının kapısına bir çan astırmış ve haksızlığa uğrayan herkesin bu çanı çalarak doğrudan hükümdara ulaşmasını sağlamıştır.

Bu sembolik uygulama halkın adalet talebine her daim kapının açık tutulması ve adalete erişimin kolaylaştırılması gerektiğini gösterir.

Ömer bin Abdülaziz ve Adaletin Bereketi

Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz’in kısa süren yönetimi adaletin toplum ve ekonomi üzerindeki etkisini gösteren en açık örneklerdendir. Onun döneminde devlet yönetiminde adalet ve liyakat esas alınmış, haksız kazanç yolları kapatılmış, hazineden ailesine sağlanan ayrıcalıkları kaldırmıştı.

Rivayetlere göre bu dönemde refah öylesine artmıştır ki zekât dağıtacak fakir bulunamadığı söylenir. Bu anlatı adaletin güven ürettiğini, güvenin ise üretimi ve refahı artırdığını gösterir.

Sultan Fatih Kadı Önünde

Osmanlı tarihinde anlatılan meşhur bir kıssadır. Sultan Fatih ile bir mimar arasındaki anlaşmazlık kadı huzuruna taşındığında padişah da mahkemeye çıkmış ve verilen hükme saygı göstermiştir. Bu olayın sembolik değeri çok büyüktür: Adaletin olduğu yerde sultan bile hukukun üstünde değildir.

Oysa günümüzde yüzlerce kişinin ölümüne yol açan olaylardan sorumlu yöneticilerin bile mahkemeye ya da TBMM araştırma komisyonlarına ifade ya da bilgi vermekten kaçınması, geldiğimiz noktayı açıkça göstermiyor mu?

Bugünün Türkiye’si Üzerine

Bugün Türkiye’de yapılan araştırmalarda birinci sorun ADALET, ikinci sorun ise EKONOMİ olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında adalet tesis edildiğinde ekonomi kendiliğinden düzelecektir.

Batı hukuk geleneğinin temel belgelerinden olan Magna Carta’da: “Hiç kimse yasal olarak muhakeme edilmeden tutuklanamaz, malından mülkünden yoksun bırakılamaz.” yazar. Aradan sekiz yüzyıl geçmiş olmasına rağmen ülkemizin o standardı yakalayamaması ne kadar acı.

Sultan II. Mahmut “İdarenin millet için bir korku kaynağı olmaktan çıkması gerektiğini” söylemiş ve “özel mülke devletçe el konulması geleneğini kaldırmıştır.” (bakınız E. Z. Karal Osmanlı tarihi c.5 s.152). Oysa son on yıldır daha önce suç olmayan eylemleri yüzünden insanlar terör örgütü üyeliği, irtibatı, iltisakı ile suçlanarak yüreklerine korku salınmadı mı? Mallarına el konulmadı mı? Hatta din adamı kisveli birilerinin buna “ganimet” diye fetva vermesi düştüğümüz durumu açıkça göstermiyor mu?

Perinçek bir TV programında “Hukuk siyasetin köpeğidir” dedi ama hiçbir yargı mensubu üzerine alınmadı. Yani siyaseti korumak ve siyaset ne derse yapmak zorundalar demek istedi. Siyaset de muhalif duruşu olan herkesi yargı eliyle boğdurmadı mı?

Gerçek bir hukuk devletinde hakimler yalnız hukuka ve vicdanlarına göre karar verirler; hiçbir makam ya da kişi onlara talimat veremez. İdare de yargıyı üzerinde sopa olarak kullanamaz. Ancak durum öyle mi?

Her hafta Cuma namazını kaçırmayan yargı mensupları ve yöneticilerimiz hutbede İmamın yüzlerine bakarak okuduğu Allah adaleti emreder (Nahl 90) ayetini bilmiyor olamazlar. Allah’ın azabından korkmuyorlar mı acaba?

Son Söz

Adalet yalnız mahkemelerde verilen kararların adı değildir; bir toplumun devlete duyduğu güvenin temelidir. Adalet güçlü olduğunda toplumda güven doğar, insanlar yarınlarından korkmaz.

Erdemli bir toplum inşa etmek istiyorsak önce adaleti güçlendirmek zorundayız.

Çünkü adalet yalnız devletin temeli değil, bir toplumun vicdanıdır.

O halde yapılacak şey açıktır;

  • Evrensel hukuk ilkelerinin hayata geçirilmesi,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulması,
  • Yargının siyasetten bağımsız hale getirilmesi ve
  • Hukukun herkese eşit uygulanması.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Yücer Arşivi