İsmet TAŞ
Bağımlılıklar şekil değiştirirken aileler nerede duruyor?
Bağımlılık denince çoğumuzun aklına hemen alkol, sigara, uyuşturucu veya kumar gelir; son yıllarda bunlara dijital bağımlılıklar ve kontrolsüz alışveriş de eklendi. Ancak modern hayat, sinsi ve yeni bağımlılık türlerini de beraberinde getiriyor. Bugün artık sadece maddelere değil, davranışlara da bağımlı hâle geliyoruz.
İşte tam da bu noktada bağımlılık ile alışkanlığı birbirinden doğru ayırmak gerekir. Bağımlılık ciddi tıbbi ve psikolojik sorunlara yol açarken, alışkanlıklar daha çok duygusal ve sosyal çerçevede şekillenir. Peki, hayatımıza giren bu yeni "davranışsal bağımlılıklar" nelerdir?
• Egzersiz Bağımlılığı: Sağlıklı yaşamak amacıyla başlanan ancak kontrolü kaybedilen spor aktiviteleri. Birey yapmadığında kendini eksik hisseder ve belirgin bir uyum bozukluğu gösterir.
• Bakım ve Estetik Bağımlılığı: "Bakımlı olmak" adı altında, cinsiyet fark etmeksizin dış görünüşte sürekli ve kontrolsüz değişiklikler yaptırma arzusu.
• Yemek Yeme Bağımlılığı: Teknolojinin sunduğu kolaylıklarla gıdaya, özellikle de işlenmiş hazır gıdalara ulaşmak artık çok kolay. Bu yiyecekler beyni farklı bir şekilde uyararak kişiyi tekrar tekrar yemeye sürüklüyor. Bu durumun en savunmasız kurbanları ise maalesef gençlerimiz. Alınan aşırı kaloriler, genç bedenleri her türlü hastalığa açık hâle getiriyor.
Özetle; keyifle, merakla ya da masumane duygularla başlanan pek çok davranış zamanla bir kısır döngüye dönüşüyor. Birey çoğu kez farkına bile varmadan bağımlı hâle geliyor; ardından ciddi psikolojik ve sosyal sorunlar baş gösteriyor.
Peki, Aileler Bu Tablonun Neresinde?
Çocuklarımızın hangi alanda bağımlılık geliştirebileceğini öngörebiliyor muyuz? Onlarla yeterince ilgileniyor muyuz? Nasıl bir kontrol mekanizması işletiyoruz? "Üzerine titriyoruz" dediğimiz evlatlarımızın nerede, ne zaman, ne yaptığını fark edip zamanında tedbir alabiliyor muyuz?
Eğer evlatlarımıza karşı yeterli ilgiyi göstermiyorsak, zaten bu soruları tartışmanın bir anlamı kalmaz. Ancak "Ayağına taş değse acısını içimde hissederim" diyorsak; onların her hareketini, gidişatını sevgi ve sorumlulukla takip etmek zorundayız. Bunu yapmıyorsak, kusura bakmayalım ama evladımızı gerçekten sevdiğimizi söyleyemeyiz. Halk arasındaki deyimle bunun adı sadece "uzaktan kuru kuru sevmektir."
Hangi yaşta olursa olsun, bir bağımlılığın temelinde aile ortamının ve ilgisizliğin payı büyüktür. Çevresel riskleri önceden görüp tedbir almak ailenin birincil görevidir.
Bağımlılıklar karşısındaki en büyük ve ilk sorumlunun aileler olduğunu asla unutmamalıyız:
• Evlatlarımızı bizden daha iyi kimsenin tanıyamayacağını bilmeliyiz.
• "Bir kereden bir şey olmaz" anlayışını ve tehlikeli davranışlara gösterdiğimiz aşırı toleransı derhal çöpe atmalıyız.
• En önemlisi de kendi yaptığımız olumsuz bir davranışı sergilerken çocuğumuza "Bak, sen sakın yapma!" çelişkisini yaşatmamalıyız.
Aile; çocuğun hayatı öğrendiği, rol model aldığı ilk kurumdur. Eğitimin ailede başladığı gerçeğini aklımızdan çıkarmadan, çocuklarımıza sadece uzaktan bakarak değil, hayatlarına gerçekten dokunarak sahip çıkmalıyız.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.