Aysel Ayşe Aygün Özer
Emekliye reva görülen yoksulluk
Emeklilerin maaşları açıklandı. Rakamlar ilan edildi ama rakamların arkasındaki hayatlar yine görülmedi. Kağıt üzerinde “artış” denilen şey, mutfakta bir eksilmeden ibaret kaldı. Bugün emekli, maaşıyla ne refahı konuşabiliyor ne de geleceği; sadece hayatta kalmayı hesaplıyor.
Bir emekli için markete girmek artık ihtiyaç değil, cesaret meselesi. Et reyonu vitrin gibi; bakılıyor ama dokunulmuyor. Sebze, meyve gramla alınır oldu. Eskiden “bayram” denince akla gelen sevinç, bugün hesap makinesiyle bastırılıyor. Kurban Bayramı yaklaşıyor; fakat milyonlarca insan için kurban kesmek bir ibadet olmaktan çıkıp ulaşılamaz bir hayale dönüştü. Dini vecibeler bile gelir seviyesine endekslenmiş durumda.
Oysa bu insanlar yıllarca çalıştı. Sabahın köründe işe giden, vergisini veren, ülkenin çarkını döndüren, devlete yük değil omuz olan bir kuşaktan söz ediyoruz. Bugün geldikleri noktada kendilerine “idare edin” deniliyor. İdare edilecek bir şey kalmadı. Çünkü mesele artık konfor değil, onur meselesidir.
Açıklanan maaşlar enflasyonla, hayat pahalılığıyla, gerçek piyasa koşullarıyla örtüşmüyor. Resmi rakamlar başka, mutfaktaki yangın başka. Bir emekli maaşı kiraya mı gitsin, ilaca mı, faturaya mı? Torununa harçlık vermeyi geçtik, kendisine yetemeyen bir maaş düzeniyle karşı karşıyayız.
Sosyal devlet, vatandaşını sadece çalışırken değil, çalışamaz hale geldiğinde de korumak zorundadır. Emeklilik bir lütuf değil, kazanılmış bir haktır. Bu hak, sadaka sınırında maaşlarla geçiştirilemez. Emekliye yapılan her ihmal, toplumun geleceğine yapılan bir ihmaldir. Çünkü bugünün emeklisi, yarının çalışanına verilen mesajdır.
Bu tablo sürdürülebilir değildir. Emeklinin sofrası küçüldükçe toplumun vicdanı da küçülür. Bayramlar buruk, hayat eksik kalır. Emekliye insanca yaşam sağlayacak bir maaş düzenlemesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.
Bu bir bütçe meselesi değil; bu, tercih meselesidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.