İrfan Paksoy
10 Eylül’den 3 Ekim’e
Giriş…
Bu makalede, Büyük Taarruz’un son safhasında Türk birliklerinin İzmir’e girmesi (9.9.1922), kuzeyde de son Yunan birliklerinin Erdek’ten gemilerle kaçmasından (17.9.1922) Mudanya Mütârekesi Konferansı’na (03-11.10.1922) dek Başkumandan’ın liderliğinde sürdürülen başarılı kriz yönetimi ve gelişmeler okuyucularla paylaşılmaktadır.
Öncesi…
Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa’nın komutasında başlatılan (26.08.1922) Büyük Taarruzun ikinci günü Yunan savunma hatları yarılmış, Yunan Küçük Asya Ordusu (YKAO) Afyon Grubu (1. Yunan Kolordusu) Afyon’u boşaltıp Dumlupınar’a doğru çekilmeye başlamış, 29 Ağustos akşamı Yunan birlikleri Dumlupınar’da kuşatılmış, Başkomutan’ın komuta ettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde (30.8.1922) YKAO’nun beli kırılmış, Başkumandan’ın emri ile başlatılan (1.9.1922) tâkip harekâtı da başarı ve süratle sürdürülmüş, 9 Eylül’de Türk kuvvetleri İzmir’e girmiş, tâkip harekâtından kurtulabilen son Yunan birliklerinin de 18 Eylül’de (Bandırma havâlisindeki) Edincik ve Erdek’ten gemilerle kaçması sonucu Anadolu’da harp esirleri dışında Yunan askeri kalmamıştır.
Başkumandan, Büyük Zafer’in ardından İtilaf Devletleri mensubu ve temsilcileri ile sürdürülen kriz yönetimi sonrasında 2 Ekim’de Ankara’ya dönmüş, 4 Ekim’de de TBMM’de tarihî bir konuşma yapmıştır. Başkumandan, bu konuşmasında askerî harekatın detaylarını, kazanılan zaferi ve ordunun fedakarlıklarını Meclis'e rapor etmiştir. Bahse konu konuşmanın makalemize de konu olan 9 Eylül sonrasındaki gelişmelere değinecek olursak:
“….
Arkadaşlar!
[Mart 1922 ayında Dışişleri Bakanı Yusuf Kemâl (Tengirşenk) Bey başkanlığında Paris ve Londra’da Fransa ve İngiltere temsilcileri ile yapılan Sevr’in değiştirilmesi ile Yunanların Anadolu’yu boşaltmalarına ilişkin barış görüşmelerinden sonuç alamadığımız] Siyasî girişimlerimizde son noktaya geldiğimize kanaat getirdikten sonra [taarruz kararı aldık ve bir süre sonra da] bu harekâta [Büyük Taarruz’a] başladık. …İzmir’e girdiğimiz zaman [09.109.1922] orada [İzmir Körfezi’nde] bir İngiliz amiralinin komutasında olan bir İtilaf donanması vardı. Bunlar… (İzmir’de) bulunan 1. Kolordu Komutanı [Tümgeneral İzzettin (Çalışlar) Paşa] ile temas etmiş olup bu temaslarının içeriği de şu [şekilde] idi: İzmir’de bunların doğal tebaaları vardı. Onlar hakkında bir güvenlik sağlamak istiyorlardı. Ancak İngiliz amiralinin 1. Kolordu Komutanıyla yaptığı görüşme belki [İngilizler ile] siyasî ilişkinin başlangıcı olarak addedilebilir. Bu amiral, 1. Kolordu Komutanına şu soruyu sorar: “TBMM Hükûmeti’nin, İngiltere Hükûmeti’ne karşı vaziyeti nedir? Yani harp hâlinde mi barış hâlinde mi kabul ediliyor?” Bunun üzerine [bu] komutanımız [İzzettin Paşa] da şu şekilde karşılık verir: “Bu soruya cevap verebilmek için önce; İngiliz Hükûmeti’nin TBMM Hükûmeti hakkında vaziyeti nedir? Bizimle barış hâlinde mi yoksa harp hâlinde midir?” Amiral “Siyasî ilişkilerin mevcut olmadığını ve bunun kurulması lazım geldiğini” söylemiş, komutanımız da “Evet; siyasî ilişkilerin arzu edildiğini, fakat bunun iadesi için özel şeklin bulunduğunu -yani formalite- ve bunların ise ancak iki hükûmet arasında yapılabileceğini” söylemiştir. İyi niyetle gerçekleşmiş olan bu görüşme sonucunda fiilen harp hâlinde olmadığımız fikri, [İngiltere] tarafınca kabul edilmiş oluyor. Fakat onun ardından orada bulunan ve vaktiyle konsolos olan bir İngiliz, beni görmek istemişti. Elbette konsolosların işlemleriyle veya konsolos gibi vazife yaptığını iddia edenler ile orada vazife yapan valimiz görüşebilirdi. Fakat bu zât mutlaka beni görmek istemişti. Ben de en sonunda kabul ettim. Kendisi [bizden] bazı teminat istemeğe kalkıştı ve aşırı bir şekilde bazı tekliflerde bulunuyordu. … Bana dedi ki: “Siz, İngiltere Hükûmeti’ne harp mi ilan ediyorsunuz?” Siyasî ilişkiler kurulmuş değildi ki yeniden harp ilan edilsin! Bununla beraber bu sözlerin teâtisi bir yanlış anlama meydana getirdi. Ve bu zât bunun üzerine şuna-buna gitmiş ve özellikle amirallere de harp ilanından bahsetmiştir. Bunun ardından, İngiliz amiralinden bir mektup aldım. [İngiliz amirali bahse konu mektubunda] Diyordu ki: “Konsolosumuzu kabul etmiş ve kendisine harbe dair sözler söylemişsiniz. Oysa 1. Kolordu Komutanı ile aramızda buna dair bir kelime [bile] ifade edilmemiştir. [Bu duruma ilişkin] Gerçek fikrinizi öğrenirsem hükûmetime bildireceğim.”
Ben [de] buna cevaben “1. Kolordu Komutanı ile amiral arasında gerçekleşen konuşmaya benim de katıldığımı” söyledim. … Benim bu cevabım, İngiliz amiralince memnuniyetle karşılanmış.
Ondan sonra … [İstanbul’daki Fransız Yüksek Komiseri] General Pelle, benimle görüşmek istedi ve İzmir’e geldi. General Pelle yarı resmî bir vaziyette geliyordu. Fakat tabii [ki] hükûmeti tarafından gönderilmiş olduğuna [da] şüphe yoktur. Özellikle “[Çanakkale ve İstanbul istikâmetlerinde] devam eden] askerî harekâtımızda Müttefiklerce tarafsız kabul edilen bir bölgeye girilmemesini” söyledi. … Ben [de] kendisine “Öyle bir bölge hakkında TBMM Hükûmetinin bilgisi olmadığını belirterek düşmanı takip için harekâtı sürdürmeye mecbur olduğumuzu” söyledim. Bunun üzerine Pelle; “[Sakarya Zaferi sonrasında Ankara Antlaşması'nı Fransa adına imzalayan ve Millî Mücadele’deki Türk tezlerine sıcak bakan Fransız diplomat] Franklin Bouillon’dan özel bir telgraf aldığını, Bouillon’un kendisinin [Başkumandan’ın] şahsî arkadaşı olduğunu ve o sıfatla kendisi [Başkumandan] ile görüşmek istediğini” bildirdi. Ben de Pelle’ye, “[Ziyaretime gelecek olan] Bouillon’u İzmir’de kabul edebileceğimi” cevâben bildirdim. Bouillon daha sonra İzmir’e geldikten sonra anlaşıldı ki, kendisi, Fransa Hükûmeti tarafından ve İngiltere ve İtalya Hükûmetlerinin de uygun bulmasıyla benimle görüşmeğe gelmişti.
Bu esnada ordularımız [Yunan işgâlindeki] Trakya’daki kurtarmak için İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına doğru harekâtını sürdürürken, [Müttefikler tarafından] Hükûmetimize ulaştırılmak üzere, bir sureti Dışişlerine, bir sureti de Başkumandanlığa verilen ve içeriği … Meclisin de bildiği nota geldi. Bu nota, … iki noktayı içermekteydi. Biri, [devam eden] askerî harekâtı[mızı]n durdurulmasına yönelikti. Diğeri [ise] barışa, [barış] konferans[ın]a aitti. Ben, [bu notanın] sadece askerî tarafına karşılık gelen kısmına değineceğim. Tabii Hükûmetimiz bu notaya cevap verecektir. [Notanın] Askerî kısmında talep edilen şey, [devam eden] askerî harekâtı[mızın]n durdurulmasına aitti. Oysa biz [Trakya’da] millî sınırlarımıza kadar ülkemizin topraklarını düşmandan temizlemek zorundayız. Fakat bunu [da] mutlaka savaşarak… yapmağa hevesli değiliz. Bundan dolayı 1914 sınır[lar]ımıza kadar [olan bölgede] Trakya’daki düşman birlikleri çıkarılırsa fazla bir harekât yapmağa ihtiyaç kalmaz. Boğazlar Meselesine gelince: Misak-ı Millîmizde belirtildiği gibi Boğazların serbestisini isteyenlerden birisi ve belki de birincisi biziz. Bundan dolayı Boğazların da serbestîsini ihlâl etmek için bir düşüncemiz yoktur, işte bu düşüncelere dayanarak, notada bahsedilen askerî konferansı Başkumandanlık uygun görmüştür. Bu Mudanya Konferansı’nda belirlenecek hususlar… Trakya’nın [Yunan kuvvetlerinden] boşaltılıp bize devir ve teslim edilmesidir. Buna karşın biz de ordularımızı [şimdilik] Boğazlardan uzak tutacağız. Bunun şekil ve detayı Başkumandanlık adına olağanüstü yetkiye sahip olarak Mudanya’da mütâreke görüşmelerine gitmiş olan Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile diğer generaller tarafından tespit edilecektir. Her hâlükârda Trakya’nın bir an önce [Yunan kuvvetlerince] boşaltılması lazımdır...
Bildiğiniz gibi, son günlerde [11.09.1922] Yunanistan’da ihtilâl, [ve] isyan çıkmıştır. Bu ülke [bu nedenle] karmakarışıktır ve kaos vardır. Bundan dolayı [da Yunan işgâli altındaki Doğu Trakya’daki] dindaşlarımızı bir an önce kurtarmak zorundayız. Doğu Trakya’nın bizlere derhâl teslim edilmesi Mudanya’daki [henüz yeni başlamış olan] mütâreke görüşmelerinin olumlu sonuçlanması adına acil bir tedbir olup bu konuda Müttefik Devletlerin de bize yardım etmesini ve bu meselenin bir karara bağlanmasını ve kolaylaştırılmasını kendilerinden rica ettik. Bu esaslar üzerine dünden [03.10.1922’den] beri Mudanya’da [mütâreke için] görüşmeler yapılmaktadır. … .”
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Kriz ve harp gibi olağanüstü dönemlerde politik ve askerî liderliğin dirâyet ve yetkinliği bu dönemlerde başarılı olunması bakımından son derece belirleyicidir. Ümide hiç de imkânın olmadığı, son derece elverişsiz şartlarda başlatılan ve sürdürülen Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasında siyasî ve askerî liderliğin aynı şahısta ve dirâyetle yürütülmüş olması son derece belirleyici olmuştur. Mustafa Kemâl Paşa, Kurtuluş Savaşı döneminde Sakarya Muharebesi’nden 19 gün öncesine dek (4.8.1921) sürdürdüğü bu kutlu mücadelenin siyasî liderliğini 5 Ağustos 1921 tarihinden itibaren aynı zamanda (Cumhuriyet ilan edilene dek) “askerî lider-başkumandan” olarak da sürdürmüştür. Eşzamanlı olarak hasım durumundaki Yunanistan’daki politik politik çalkantılar ve istikrarsızlığın Batı Anadolu’yu istilâ etmeye yeltenen YKAO’ya etkisi ise son derece olumsuz olmuştur.
Mustafa Kemâl Paşa’nın siyasî ve askerî önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı’nın son safhasından Mudanya Mütârekesinin başlangıcına kadar olan dönemi içeren kendisi tarafından TBMM’de yapılmış olan (4.10.1922) Meclis’i bilgilendirme konuşması, bu kutlu mücadelenin dirâyetli önderinin ne denli askerî ve siyasî bir yetkinliğe sahip olduğunu da son derece açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
© 2026. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.
KAYNAKLAR
-Atatürk Araştırma Merkezi ve Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Cilt 2 (1922-1924), Editör: Yüksel Özgen, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2024; İrfan Paksoy, “Başkumandan’ın İfadeleriyle Büyük Taarruz’dan Mudanya Mütârekesi’ne”, 4.10.2025, https://www.dibace. net/baskumandanin-ifadeleriyle-buyuk-taarruzdan-mudanya-mutarekesine/ Erişim Tarihi: 15.10.202; İrfan Paksoy, Büyük Taarruz Destanı, Alka Yayınevi, Trabzon 2023; İsmet Görgülü, Büyük Taarruz, Gnkur.Bsmv., Ankara 1992; 2. Baskı, TTK Bsmv, Ankara 1988;.Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü (Açıklamalı Kronoloji), C. IV, TTK. Yay., Ankara, 1996.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.