Bu dakikadan itibaren…

Giriş…

Devam eden Türk-Yunan Harbi’nin başarılı bir şekilde sürdürülmesi açısından yaşanan çok önemli gelişmelerden biri de TBMM tarafından 5 Ağustos 1921 tarihinde Mustafa Kemâl Paşa’ya üç ay süreyle "Başkomutanlık unvanı" ve "Meclis’in yetkilerini kullanma yetkisi" verilmesi olup bu makalede bu konu ele alınmaktadır.

Öncesi…

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri (10-25.07.1921), Kurtuluş Savaşı döneminde I. İnönü (06-11.01.1921) ve II. İnönü Muharebesi’nde (23.03-01.04.1921) İsmet Paşa komutasındaki TBMM Garp Ordusu karşısında başarısız olan Yunan kuvvetlerinin, bu başarısızlıklarının rövanşını almak ve İngiltere’nin teşvikiyle TBMM Garp Ordusunu ezerek TBMM’nin, Sevr Barış Antlaşması’na (10.08.1920) razı edilmesini amaçlayan muharebeler olup Yunan kuvvetlerinin zaferi ve TBMM Garp Ordusu açısından da Afyon (13.07.1921), Kütahya (17.07.1921) ve Eskişehir (19.07.1921) kaybedilmesiyle sonuçlanmıştır.

Gelişmelerin Meclise yansıması…

Bu gelişmeler TBMM’de yankı bulmakta da gecikmedi. Meclisin 23 Temmuz’daki gizli oturumunda mebuslar söz alarak hükûmeti eleştirmiştir. Hükûmet Başkanı ve Millî Müdafaa Vekili Fevzi (Çakmak) Paşa’nın Hükûmetin Kayseri’ye taşınmasını istemesi gerginliği daha da artırmıştır.

Müzâkereler sonucunda…

Bunun halkta panik yaratacağından ve halkın çözüleceğinden endişeler de dikkate alınarak müzâkereler sonucunda TBMM’nin Ankara’da kalmasına karar verilir ve Ankara’nın savunulması kararlaştırılır.

Kurtuluş için yegâne çare…

Meclis’teki bu gergin ortam, 4 ve 5 Ağustos’taki oturumlarda da devam eder. Hükûmet muhalifi mebuslar; “Ordu nereye gidiyor, millet nereye götürülüyor, bu harekâtın elbet bir sorumlusu vardır, o nerededir, bugünkü durumun gerçek sorumlusunu ordunun başında görmek isteriz!” gibi çeşitli imalı konuşmalarda bulundular. Hatta Mustafa Kemâl’in adını belirten de oldu. Çünkü taraftarları gibi, muhalifleri de Mustafa Kemal Paşa’dan ordunun başına geçmesini istiyordu. Meclis’te devam eden müzâkerelerde kurtuluş için yegâne çârenin bu olduğu, başka da çıkar yol olmadığı kanaati yerleşmişti.

Mustafa Kemâl Paşa’nın önergesi…

Gelişmeleri izleyen Mustafa Kemal Paşa önce Meclisteki tartışmaların dışında kalmış olmakla birlikte bu tavrın onun da gelecekten ümidini kestiği gibi yanlış yorumlara yol açacağından endişe ederek 4 Ağustos’ta Meclis Başkanlığına “Başkomutan” olmak istediğine ilişkin şu önergeyi verir;

“Meclisin sayın üyelerinin genel istekleri üzerine Başkomutanlığı kabul ediyorum. Bu görevi, kendi üzerime almaktan doğacak faydaları en kısa zamanda elde edebilmek ve ordunun maddî ve manevî gücünü en kısa zamanda artırmak ve yöne­timini bir kat daha kuvvetlendirmek için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahip olduğu yetkileri fiilen kullanmak şartıyla üzerime alıyorum.

Hayatım boyunca millî egemenliğin en sadık bir hizmetkârı olduğumu milletin nazarında bir defa daha doğrulamak için, bu yetkinin üç ay gibi kısa bir süreyle sınırlandırıl­masını istiyorum.”

Tartışmalar…

Bu teklif üzerine Mecliste yeni bir tartışma başlar; “Başkumandanlık olmaz, Başkumandan Vekili unvanını verelim.” diyenlerin gerekçesi Başkumandanlığın Meclisin manevî kişiliğinde olduğu inancıydı. Bazı milletvekilleri Meclisin yetkilerinin kullanılması isteğine karşı çıkarak bunun sakıncalar doğuracağını iddia eder. Ancak çok kritik bir durumda olan ülkenin ülkeyi bu bâdireden de ancak Mustafa Kemal Paşa çıkarabilirdi.

Kanun tasarısı…

Mecliste, Mustafa Kemâl’in önergesinin kabul edilmesinden başka çıkar yol gözükmüyordu. Bu çerçevede Sinop Mebusu Rıza Nur ve sekiz mebus arkadaşı, diğer mebusların endişelerini giderici nitelikte hazırladıkları ve Meclis Başkanlığına sundukları kanun tasarısı şu şekildeydi:

“Milletin ve ülkenin yazgısına doğrudan el koyan yegâne yüce güç olan ve Başkomutanlığı manevî kişiliğinde bulunduran TBMM, aşağıdaki kayıtlarla Başkomutanlık görevini kendi Başkanı Mustafa Kemal Paşaya vermiştir. Başkomutan, ordunun maddi ve manevi gücünü artırma ve yönetimini bir kat daha kuvvetlendirme konusunda TBMM’nin buna ait yetkilerini, Meclis adına fiilen kullanmaya yetkilidir. Bu unvan ve yetki üç ay süreyle sınırlıdır. Meclis, gerek gördüğü takdirde bu süreyi uzatabilir.”

Kabul edilen kanun…

Bu tasarı kabul edilerek 5 Ağustos’ta Mustafa Kemal Paşa üç ay süreyle “Başkomutan” unvanını alır ve TBMM’nin yetkilerini kullanmaya da memur edilir.

Başkumandanlık Kanunu, 31 Ekim 1921’de, 4 Şubat 1922’de, 6 Mayıs 1922’de üçer ay süreyle üç kez uzatılmış; 20 Temmuz 1922’de ise süresiz olarak uzatılmıştır.

Teşekkür konuşması…

5 Ağustos 1921 tarih ve 144 numaralı Başkumandanlık Kanunu’nun kabul edilmesinden sonra Mustafa Kemâl Paşa, Meclis’te yaptığı retorik değeri çok yüksek teşekkür konuşmasında ülkenin düşman işgâlinden kurtarılacağına dair sarsılmaz inancını bir kere daha vurgular ve Meclis’e şu güvenceyi verir:

“Yüce Meclis’in mânevî şahsında tecellî eden ve bulunan başku­mandanlık vazifesini fiilen ifâ etmek üzere şahsımı görevlendirmiş olduğunuzdan dolayı teşekkürlerimi sunarım. Bu görevlendirme, yüce heyetinizin hakkımdaki güven ve emniyetinin bâriz bir delili olduğundan dolayı benim için pek kıymetli bir taltif olup bunun da hayatımın en kıymetli mükâfatı olacağını arz ederim. Bununla birlikte bu görevlendiremeye lâyık olmak için bütün varlığımı emelleriniz dairesinde sar­fetmekten bir dakika bile kaçınmayacağımı ve bunda da tereddüt etmeyeceğimi anlamanızı ve kabul buyurmanızı rica ederim.

Efendiler, zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, Allah’ın yardımıyla ile kesinlikle mağlup edeceğimize dair olan emni­yet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu kesin inancımı gönül rahatlığıyla yüce heyetinize, bütün millete ve bütün âleme karşı ilan ederim…

Yüce heyetinizden aldığım feyizle bu dakikadan itibaren Başkumandanlık vazifesine fiilen başlıyorum.”

Ordu ve millete bildiri…

Başkomutan, aynı gün ordu ve millete yayınladığı bildiride de şunları ifade eder:

“… Bana bu vazifeyi vermiş olan Meclis ve bu Mecliste beliren milletin kesin iradesi, hareket tarzımın esasını oluşturacaktır. Hiçbir sebep ve şekilde değiştirilmesine imkân olmayan bu kesin irade; her ne olursa olsun düşman ordusunu imhâ etmek ve Yunanistan’ın silahlı güçlerinden oluşan [ülkemizdeki] bu [işgâlci] orduyu, kutsal vatan topraklarında boğarak, kurtuluşa ve bağımsızlığa kavuşmaktır.”

Bu konuşma ve bildirinin ardından…

Bu konuşma ve bildiriden on sekiz gün sonra (22 Ağustos’ta) Polatlı-Haymana hattında başlayan Sakarya Muharebesi, Başkumandan’ın müstesnâ komutasında otuz dokuz gün sonra (13 Eylül'de) TBMM Ordularının zaferiyle sonuçlanmıştır.

Böylece…

Böylece Ağustos 1921 ayının başından itibaren Sakarya Nehrinin batısına geçerek Polatlı – Haymana mihverinde ilerlemekte olan Yunan Ordusu (YKAO), Sakarya Nehri’nin doğusundan batısına atılmış, Yunan kuvvetlerinin taarruz gücü kırılmış ve sonrasında da YKAO Anadolu’dan temizlenene kadar taarruz hâlinde olan hep TBMM Ordusu olmuştur.

Bu zaferle…

Bu zaferle Padişah ve Sadrazam’ın da arasında bulunduğu Saltanat Şûrâsı’nın 22 Temmuz 1920 tarihli toplantısında kabul edilen ve 10 Ağustos 1920 tarihinde de Paris’te onaylanmış olan bir esâret ve utanç belgesi niteliğindeki Sevr Barış Antlaşması yırtıldığı gibi Başkumandan'ın 5 Ağustos'ta Meclis'e, orduya ve millete verdiği taahhüdün gereği olarak ilk aşamada, düşmanın, kutsal vatan topraklarında ilerlemesi durdurulmuş ve Sakarya’nın batısına atılmıştır.

Bir yıl sonra…

Düşmanın, Anadolu'dan temizlenmesi de 26 Ağustos 1922 tarihinde Gazi ve Müşir Başkumandan’ın bizzat sevk ve idaresinde başlatılan ve sürdürülen Büyük Taarruz, Dumlupınar Meydan Muharebesi ve sonrasındaki Takip Harekâtı nihâyetinde 17 Eylül’de Anadolu'daki işgâlci bakiyesi son Yunan kuvvetlerinin Erdek'ten gemilerle kaçmasıyla tamamlanmıştır.

Saygı ve şükranla…

Düşmanı, kutsal vatan topraklarında durduran ve boğan Başkumandan’ın mânevî şahsında bu kutlu mücâdelede ve şanlı zaferin cümle hissedarlarına de saygı ve şükranla...

© 2026. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiç bir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

KAYNAKLAR

Atatürk Araştırma Merkezi ve Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Cilt 1 (1906-1921), Editör: Yüksel Özgen, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2024.

İhsan Güneş, Başkumandanlık Kanunu, Atatürk Ansiklopedisi, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay /701/Başkomutanlık-Kanunu-(5-Ağustos-1921) Erişim Tarihi: 01.08.2026.

İrfan Paksoy, “Sakarya Zaferi Öncesindeki Yenilgi (Kütahya ve Eskişehir Muharebeleri)”, 02.08.2025, https://www.dibace.net/irfan-paksoy/sakarya-zaferi-oncesindeki-yenilgi-kutahya-ve-eskisehir-muharebeleri/, Erişim Tarihi: 01.08.2026.

İrfan Paksoy, “Başkumandanlık Kanunu”, 04.08.2023, https://www.eura24.com/yazi/baskumandanlik-kanunu-1462.html, Erişim Tarihi: 01.08.2026.

İrfan Paksoy, “Sevr'e Uzanan Yol-6 (Saltanat Şurasında Sevr'in Kabulü)”, 07.08.2020, https://www. eura24.com/yazi/sevr-e-uzanan-yol-6-saltanat-surasinda-sevr-in-kabulu-1788.html, Erişim Tarihi: 01. 08.2026.

İrfan Paksoy, Büyük Taarruz Destanı, Alka Yayınevi, Trabzon 2023.

Mustafa Kemâl Atatürk, Nutuk, Biz Bize Basın Yayın Eğitim Hiz. San. Tic.Ltd.Şti., Ankara 2007.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İrfan Paksoy Arşivi