Mikrasiatiki Katastrofi

Ne anlama geliyor?

Yunanlar, 1919-1922 yılları arasındaki Anadolu seferini “Mikrasiatiki Katastrofi” ya da Türkçe anlamıyla “Küçük Asya Felâketi” olarak adlandırmakta ve anmaktadır. Bugünkü makalemde bu konuda bilgi paylaşımında bulunacağım.

Mütâreke’den Amasya’ya…

Osmanlı Devleti’nin yenilgiyle çıktığı I. Dünya Savaşı sonunda imzaladığı Mondros Mütârekesi’nin (30.10.1918) ardından ülke, İtilaf Devletlerince yer yer işgâl edilmeye başlanmıştı. Bu süreçte bağımsız bir devlet kurma hayaline kapılan Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Rumlarınca oluşturulan silahlı gruplarla bölgedeki Türk köyleri basılmaya başlanınca Türkler de bu saldırılara karşılık vermeye başlamış, böylece bölgede ciddî bir âsâyiş sorunu baş göstermişti.

Anadolu’ya geçmek üzere fırsat kollayan Mustafa Kemâl Paşa Karadeniz bölgesindeki asayişi sağlamak üzere 9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu’ya gönderilmiş; Paşa 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkmış, 28 Mayıs’ta yayımladığı Havza Genelgesi ile işgâllere karşı protesto mitingleri düzenlenmesini istemiş, 22 Haziran’da da öncülüğünde hazırlanan ve Millî Mücâdele’nin amaç ve ilkelerini ortaya koyan Amasya Genelgesini yayımlamıştır.

Sine-i millet…

İcraatları nedeniyle İngilizler ve dolayısıyla artan bir şekilde İstanbul Hükûmetinin tepkisini çekmesi üzerine Mustafa Kemâl Paşa 8-9 Temmuz gecesi Padişah tarafından telgraf başına çağrılmış ve derhâl İstanbul’a dönmesi istenmiş ise de Padişah’ın bu isteğini reddedince görevinden azledilmiş, bunun üzerine Paşa da aynı akşam Harbiye Nezâretine ve Padişah’a birer telgraf çekerek Müfettişlik görevinin yanı sıra askerlik mesleğinden de istifa ettiğini ve sine-i millete döndüğünü bildirmiş, vâkî davet üzerine katıldığı Erzurum Kongresi’nde (23.07-07.08.1919) alınan kararla oluşturulan Temsil Heyeti başkanlığına seçilmiş, Sivas Kongresinde (04-11.09.1919) düşmanların ülkeden kovulması için silahlı mücâdele kararı alınmış ve oluşturulan (yürütme gücünü üstlenen) Temsil Heyetinin başkanlığına getirilmiştir.

BMM

İstanbul’da toplanan (12.01.1920) Son Osmanlı Mebûsan Meclisi, Amasya Genelgesi doğrultusunda Misak-ı Millî’yi kabul etmiş (28.01.1920), yaşanan gelişmelerden hoşnutsuzluk duyan İngilizlerce İstanbul işgâl edilmiş (16.03.1920) aynı gün Mebûsan Meclisi basılarak bazı mebuslar tutuklanmış bazıları da Malta’ya sürgüne gönderilmiş, bu olayı protesto için Mebûsan Meclisi de süresiz olarak çalışmalarını askıya almış, bu durum üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın girişimiyle Ankara’da Büyük Millet Meclisi (BMM) toplanmış (23.04.1920), Sevr Barış Antlaşması'nı (10.08.1920) kabul etmeyen BMM, vatanı işgâlci güçleri kurtarma çabalarını kararlı bir şekilde sürdürmüştür.

BMM’den TBMM’ye…

BMM güneyde Fransızlara karşı yürütülen gayrı nizamî harpte başarılı olmuş, BMM kuvvetlerinin 1920 güzü sonundaki başarılı Ermenistan Harekâtı (28.10-06.11.1920) ile Batı Cephesinde Yunan Küçük Asya Ordusu (YKAO)‘ya karşı kazandığı I. İnönü Zaferi (11.01.1921) üzerine tereddütleri kalkan Rusya ile BMM temsilcileri arasında diplomatik görüşmeler başlatılmış, bu görüşmeler Moskova Antlaşması’nın imzalanmasıyla (16.03.1921) sonuçlanmış, böylece Rusya, Misak-ı Millî'yi ve BMM'yi tanıyan ilk Avrupa ülkesi olmuş, BMM de uluslararası bir antlaşmayı onaylamış olması münâsebetiyle uluslararası özne hâline geldiğinden bu antlaşmadan sonra “TBMM” olarak anılmıştır.

I. İnönü Zaferi üzerine İtilaf Devletleri, Sevr’de bazı değişiklikler yapmak üzere Yunanistan ve TBMM ve İstanbul Hükûmetinin temsilcilerinin de katıldığı bir Londra’da bir konferans düzenlemiş (23.02-13.03.1921), İtilaf Devletleri'nin küçük değişikliklerle yetinmek istemeleri, TBMM delegelerinin de Misak-ı Millî gereği Sevr’i hiçbir şekilde kabul etmemeleri nedeniyle konferans sonuç alınamadan dağılmış ise de İtilaf Devletlerinin zımnen TBMM'yi tanımaları açısından bu konferans TBMM adına diplomatik bir başarı olmuş, YKAO’nun I. İnönü Muharebesi’ndeki başarısızlığını telâfî etmek amacıyla ve İngiltere’nin teşvikiyle gerçekleşen II. İnönü Muharebesi (26.03-01.04.1921) de YKAO açısından yine başarısızlıkla sonuçlanmış, bunun ardından İtilaf Devletleri arasındaki birlik bozulmaya yüz tutmuş, Fransa, TBMM ile görüşmelere, İtalyanlar da Anadolu’dan çekilmeye başlamıştır.

Yenilgi ve geri çekilme…

I. ve II. İnönü Muharebelerinde başarısız olan YKAO‘nun Bursa ve Uşak istikametlerinden taarruzuyla başlayan Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde (10-25.07.1921) Afyon, Kütahya ve Eskişehir kaybedilmiş, Türk Ordusu da Sakarya Nehrinin doğusuna çekilerek tekrar tertiplenmiştir.

Bu olumsuz gelişmeler üzerine TBMM tarafından 5 Ağustos’ta kabul edilen yasayla Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa “Başkumandan“ olarak görevlendirilmiş ve kendisine de “Meclis’in yetkilerini kullanma“ imkânı verilmiştir.

Terse dönen ibre…

Türk ordusunu ezmek ve Ankara’yı da ele geçirmek ve isteyen YKAO’nun taarruzuyla başlayan ve Polatlı-Haymana hattında gerçekleşen Sakarya Muharebesi (23.08-13.09.1921), Başkumandanın müstesnâ sevk ve idaresi sayesinde YAKO’nun Sakarya’nın batısına çekilmesiyle ve büyük bir zaferle sonuçlanmıştır.

Küçük Asya Seferi…

İzmir’in Yunanlar tarafından işgâl edilmesinden (15.05.1919) itibaren YKAO sürekli taarruz eden taraf, Türk ordusu da savunma yapan taraf olmuştur. Bu bağlamda İzmir’in işgâlinden Sakarya Muhaberesi’nde aldığı yenilgiye (13.09.1921) dek olan dönem YKAO için “Küçük Asya Seferi” addedilen evredir.

Küçük Asya Mâcerası…

Sakarya Zaferi ibreyi tersine döndürerek YKAO’yu savunma yapan, Türk ordusunu da taarruz yapan taraf durumuna dönüştürdüğü gibi 13 Eylül 1921 tarihi YKAO için “Küçük Asya Macerası” evresinin başlangıç tarihidir. Sakarya Zaferi sonrasında Türk ordusunun tekrar hazırlanarak YKAO’ya taarruz edebileceği Yunan tarafınca da Müttefiklerce de muhtemel görüldüğünden bu duruma karşı tedbiren YKAO, Afyon ve Eskişehir’de savunma hatlarını güçlendirmiştir.

Küçük Asya Felâketi…

YKAO’yu Anadolu’dan söküp atacak şekilde Türk ordusunun hazırlıkları tamamlandıktan sonra Gazi Paşa’nın komutasında başlatılan Büyük Taarruz (26.08.1922) ve Dumlupınar Zaferi’nin (30.08.1922) ardından İzmir ve Bursa istikâmetlerinde takip harekâtı başlatılmış; bu harekât başarıyla sürdürülerek 9 Eylül’de İzmir, 16 Eylül’de İzmir’in tüm ilçeleri ve civarındaki yerleşim merkezleri kurtarılmış; Bursa istikâmetindeki takip harekâtı sonucunda da kurtulabilen son Yunan birliklerinin 17 Eylül'de Bandırma batısındaki Edincik ve Erdek’ten gemilerle kaçması sonucu Anadolu’da harp esirleri dışında Yunan askeri kalmamıştı. Büyük Taarruz ve ardından başlatılan bu takip harekâtı sonucu YKAO’nun Anadolu’dan atıldığı bu üçüncü evre ise Yunan tarihçiliğinde Küçük Asya Felâketi” olarak ifade edilir.

Felâkete dair söylenenler…

Bazı Yunan komutanların, azalarak da olsa hâlâ devam bir ulusal travma olan Küçük Asya Felâketi için söylediklerine bakacak olursak…

Albay Konstantios L. Kannellopoulas, “Gördüğümüz rüya sona erdi” der.

Nisan 1921 ayından Eylül 1922 ortasına dek Gnkur. Bşk.lığı görevinde bulunan Korgeneral Viktor Dousmanis; “çürüme, çözülme, kaçma” kelimeleri ile ifade ettiği “sonucu, hiç akla gelmeyen ve hesaplanmayan hezimet” olarak tanımlar.

YKAO’da 23. Piyade Alay komutanlığı yapan (ve çok daha sonra ordusunda general olan) Albay Lufas, Küçük Asya Felâketini, Venizelizmin akılsızca siyasetinin bir sonucu olarak görür. Ona göre Türkler baştan beri planlı hareket etmiştir.

YKAO Karargâhında ikmâlden sorumlu 4. Şube Müdürü olarak görev yapmış ve Büyük Taarruz’a kadar bütün harekâtlara katılmış olan Albay Georgios L. Spiridonos cesur bir şekilde Yunanların kaçarken yaptığı insanlık dışı eylemlere; “Yapılanlar bizim için utanç” diyerek, tarihe notunu düşer…

Zaferin Türkler Açısından Önemi…

Küçük Asya Seferi hem Yunanlar hem de müttefikleri için felâketle sonuçlanmıştır. Bu durum ise Türkler adına büyük bir zafer olup Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasî tapusu olan Lozan Barış Antlaşması’nı mümkün kılmıştır. Lozan ise Türklerin I. Dünya Savaşı’nın galiplerine indirdiği ağır bir darbedir. Albay Spiridonos’un da işaret ettiği gibi Lozan’da I. Dünya Savaşı’nın galiplerinin üstünlüğü kaybolmuş olup bunu sağlayan da Mustafa Kemâl Paşa olmuştur.

Zaferin Mimarı İçin Yunan Beyanları…

Küçük Asya Felaketine ilişkin Yunan tarafında yazılan anılarda Mustafa Kemâl Paşa “asker, komutan ve siyasî lider” olarak takdirle anılmış, “Başkomutan” olarak aldığı kararların ve askerî stratejisinin de Türklerin zafere ulaşmasında belirleyici olduğu kabul edilmiştir. İzmir’in işgâlinin ardından Batı Anadolu’nun her yerinde gazeteci, askerî yazar kimliği ile Yunan ordusu için çalışan, bir ara İzmir’de Yunan Haber Alma Merkezinin başkanlığını da yapan ve üstelik Türklerden de nefret eden bir gazeteci ve yazar olan Kostas Mihailidis bile “Çanakkale’de Türk halkının saygınlığını yükselten komutan” olarak andığı Mustafa Kemâl Paşa için “Çok iyi ve değerli bir general olmakla beraber aynı zamanda büyük bir politikacı idi. Özetle değerli bir liderdi” demekten kendisini alamamıştır. Yunan Albay Georgos Spiridonos’a göre ise Mustafa Kemâl Paşa “Kaya (gibi sağlam bir) Adam”dır.

Sonuç…

Mihailidis’in anılarında zikrettiği o “değerli lidere”, Spiridonos’un hâtırâlarında saygıyla andığı “Kaya Adam”a ya da çok daha bilindik bir ifade ile Şanlı Millî Mücâdele’nin dirâyetli aslerî ve siyasî lideri Gazi Mustafa Kemâl Paşa’ya saygı, minnet, şükran ve rahmetle…

© 2026. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İrfan Paksoy Arşivi