Aysel Ayşe Aygün Özer

Aysel Ayşe Aygün Özer

Mazotun fiyatı, hayatın bedeli

Bir sabah uyanıyoruz, mazot zamlanmış.

Ertesi gün markete gidiyoruz, fiyatlar değişmiş.

Arabaya biniyoruz, depoyu doldurmanın hesabını yapıyoruz.

Sonra bir bakıyoruz ki mesele artık yalnızca mazot değil…

Hayatın kendisi pahalanıyor.

Çünkü mazot yalnızca otomobilin deposuna giren bir yakıt değil. Bir ürünün tarladan çıkıp sofraya gelmesinden, bir kamyonun yola çıkmasından, bir işçinin işe gidip gelmesinden, bir esnafın malını taşımasından tutun da günlük hayatın sayısız noktasına kadar uzanan bir maliyet.

Bu yüzden “Benim arabam benzinli” diyen bile aslında bu zamların dışında değil.

Çünkü taşıma pahalanıyorsa, taşınan her şeyin maliyeti değişiyor.

Ve vatandaşın cebine dokunan da tam olarak bu.

Bugün depoyu doldururken biraz daha fazla para ödüyoruz. Yarın markette aynı ürün için biraz daha fazla ödüyoruz. Bir başka gün hizmetlerin fiyatı değişiyor.

Sonra hep birlikte aynı cümleyi kuruyoruz:

“Her şey neden bu kadar pahalı?”

Belki de artık bu sorunun cevabını tek tek ürünlerin etiketinde değil, bütün bu maliyet zincirinde aramak gerekiyor.

Bir de bu zincirin en önemli halkalarından biri var: çiftçi.

Zaten üretmenin maliyeti ağırlaşmışken mazotun, gübrenin, elektriğin, tohumun ve diğer girdilerin yükü de çiftçinin omuzlarına biniyor.

Çiftçi üretecek.

Ama nasıl?

Kazandığı, harcadığını karşılamıyorsa; ürettiği ürünün fiyatı artarken kendi emeğinin karşılığı aynı ölçüde artmıyorsa, bir noktadan sonra insanın aklına şu soru geliyor:

“Ben neden hâlâ üretiyorum?”

İşte korkmamız gereken soru belki de bu.

Çünkü çiftçiyi kaybetmek yalnızca çiftçiyi kaybetmek değildir.

Üretimi kaybetmektir.

Üretimi kaybetmek ise bir gün dışarıya daha fazla bağımlı hale gelmek, sofradaki ürünün fiyatını daha fazla dış etkenin belirlemesi anlamına gelebilir.

Ama mesele sadece çiftçi de değil.

Bugün direksiyon başındaki vatandaş da bu yükü hissediyor.

Her gün işe gitmek için aracını kullanan da…

Çocuğunu okula götüren de…

Şehirler arasında çalışan da…

Mal taşıyan şoför de…

Küçük işletmesini ayakta tutmaya çalışan esnaf da…

Ay sonunu getirmeye çalışan emekli de…

Asgari ücretli de…

Orta gelirli aile de…

Çünkü bazı zamlar vardır; yalnızca bir ürünü pahalılaştırır.

Bazı zamlar ise hayatın tamamına yayılır.

Mazot meselesi biraz da böyle.

Peki bunun sonu nereye varacak?

İnsanların artık yalnızca “Bir sonraki zam ne zaman?” diye düşünmediği, “Bu böyle ne kadar sürdürülebilir?” diye sormaya başladığı bir noktadayız.

Elbette akaryakıt fiyatlarının arkasında yalnızca tek bir neden yok. Küresel petrol fiyatları, döviz kuru, vergiler ve iç ekonomik koşullar birlikte etkili oluyor.

Fakat vatandaş açısından sonuç değişmiyor:

Depoda daha fazla para gidiyor, mutfakta daha az para kalıyor.

Ve insanın canını en çok acıtan da belki bu.

Çünkü mesele artık bir litre mazotun kaç lira olduğu meselesini aşmış durumda.

Mesele, bir insanın kazancıyla hayatını ne kadar sürdürebildiği.

Bir ülkenin ekonomisini yalnızca rakamlarla değil, vatandaşın ay sonunda cebinde kalan parayla da konuşmak gerekir.

Çiftçinin tarlasında…

Şoförün direksiyonunda…

Esnafın dükkânında…

İşçinin evinde…

Emeklinin mutfağında…

Aynı soru yankılanıyor:

“Bu yük daha ne kadar taşınabilir?”

Ve belki de artık asıl konuşmamız gereken, zamların kendisinden çok, bu zamların vatandaşın hayatını daha fazla ezmemesi için hangi kalıcı çözümlerin üretileceği.

Çünkü bir toplumda insanlar her gün fiyatları takip etmekten, depoyu doldurmadan önce hesap yapmaktan, markete girmeden önce bütçe düşünmekten yoruluyorsa…

Orada mesele yalnızca mazot değildir.

Mesele, hayatın giderek daha pahalı hale gelmesidir.

Ve bu sorunun cevabını hep birlikte, daha fazla gecikmeden aramak gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Aysel Ayşe Aygün Özer Arşivi