
Ömer Aydos
Moruinho yine geç uyandı
Perşembe akşamı oynanan Rangers-Fenerbahçe maçı ile birlikte Fenerbahçe’nin de elenmesiyle Avrupa kupalarında takımımız kalmadı.
Avrupa Ligi çeyrek finaline kalma mücadelesinde İskoçya’nın Glasgow Rangers takımı ile eşleştiğimizde ülke olarak yine peşin hükümlülük edip “kolay rakip” hayaliyle yanıp tutuştuk ve yine “kolay rakibe” elenmekten kurtulamadık her zamanki gibi.
Aslında umudumuz sezon başından beri “dahi hoca” Jose Mourinho’nun Fenerbahçe’nin başında olması idi. Fakat yine sezon başından beri bizi yanıltmadığı gibi yaptığı hatalarla da yine yanıltmadı.
Turun İstanbul’da oynanan ilk maçta kaçtığını hep beraber anlamıştık anlamasına da yine de “çıkmayan candan umut kesilmez” misali ve “deli hoca” Mourinho’nun bir “hokus pokus” yapacağı umudu ile bir mucize olsun diye ikinci maçı beklemiştik. Fakat maçın ilk 11’ini görünce ve maçın başlamasıyla birlikte dakikalar ilerledikten sonra bunun bir mucize değil, gayet normal bir bekleyiş olduğunu gördük.
Mourinho ilk maçın aksine Fenerbahçe’nin oyununu bir hayli yavaşlatan Tadiç ve Edin Dzeko’yu yedek bırakmış, yerine En Nesyri’nin yanına Talisca’yı yerleştirmişti. Aslında Talisca da hızlı oynayan ve çok koşan bir yapıda değil, fakat şutör ve golcü özelliği ile ve topla çok oynamaması, ayağından topu çabuk çıkarması ile takımının oyunu Tadiç ve Dzeko kadar yavaşlatmıyor ve daha oyun hızı kazandırıyordu. Bunu Mourinho gördü de öyle mi karar verdi yoksa bu bir tesadüf müydü onu sadece kendisi bilebilir.
Dünkü kadro dizilişi Fenerbahçe’nin elinde bulunan oyuncular arasındaki en ideal ilk 11 dizilişiydi. Bundan sonra da herhangi bir sakatlık veya cezalılık durumu olmadığı sürece ideal diziliş bu olmalıdır. Bu oyun gücünü ve oyun hızını yakalayabilmek için. Ayrıca takım savunmasındaki anlayış da bu anlayış ve formatta olmalı, yine de bu maçtaki form ve mücadele gücü her zaman yansır mı orasını bilmek mümkün değil. Fakat en azından ağır kalmaktan ve rakibin çabuk toparlanmasını engellemek açısından fayda sağlayacağı bir gerçek.
Şimdi turu bir bütün olarak ele almak gerekirse; İlk maçtaki hoca yanlışları ve rakibi ciddiye almamak pahalıya mal oldu hem Fenerbahçe’ye, hem Mourinho’ya hem de Türkiye’ye. Neydi bu yanlışlar bir göz gezdirelim:
1) İlk 11 tercihi: Hem Dzeko, hem Tadiç, hem de Talisca’nın üstelik de top süremeyen, ayağında top tutamayan En Nesyri’nin hep bir arada oynaması. Bu oyunculardan ancak ikisi bir arada oynar. Çünkü hepsi de ağır ve çabuk oynayamayan ve mücadele edemeyen dirençsiz yapıdalar.
2) Savunma yanlışları: Savunmayı önemsemeyen, hızlı ve kontratağı iyi yapan rakibi iyi analiz etmeden savunmayı ağır oyunculardan ve ileride kurmak ilk maçın belki de en büyük yanlışıydı.
3) Kalecinin o maça iyi konsantre edilememesi (ikinci maçta İrfan Can Eğribayat çok iyi konsantre olmuştu) Belki de ilk maçta kaleci de kendini konsantre edemedi, fazla top gelmeyeceğini sandı, maçta yoktu sanki, tam kendini maça verememişti, her gelen topu gol olarak kalesinde gördü. Allah’tan 2 si ofsayttan iptal edildi.
4) Fred’in olmadığı orta sahanın çok zayıf kalması ve pas bağlantılarının yapılamaması, Syzmanski’nin aldığı topları ceza sahası önünde çıkarken kaptırması, bunu Mourinho’nun çabuk görüp önlem alamaması, Amrabat’ın sinirli ve dağınık oyunu.
5) Mourinho’nun oyunu iyi okuyamaması, oyuncu değişikliklerini geç ve yanlış yapması, ayrıca günün “şanssız bir gün” olduğunu analiz edip skoru en azından 2-1’de tutamaması. Çünkü rakip 2-1 önde iken kendisi skoru tutmak için plan yapar, fırsat bulursa ileri çıkar ve skoru artırmayı düşünür. Mourinho olarak sen de ikinci maçı düşünüp, en azından “o gün maçı çeviremeyeceğin belli iken” sen de en az hasarla günü kapatmalısın. Skoru 2-1’de tutsan ikinci maçı 2-0 aldın, turu da alırdın. Bunu hesap edememesi.
Durum bu vaziyetteyken ikinci maç için hırslanıp, bilenip, iyi dinlenip, iyi hazırlanıp ve maç esnasında da tüm doğruları yapıp, doğru 11’le çıkıp, iyi savunma kurgusu oluşturup, oyuncuları iyi konsantre edip, onları turun geçilebileceğine inandırmak ve çok “güçlü bir oyun” ortaya koymak ise hem Fenerbahçe açısından, hem oyuncular açısından hem de Jose Mourinho açısından son derece takdire şayan bir durum olduğunu da hep birlikte gözlemledik.
Bu söylediklerim ise ta oyuncu değişikliklerine kadar. Ne zaman oyuna Tadiç dahil oldu, ip orda koptu. Dzeko’nun oyuna girmesi ne kadar doğru ise Tadiç için ise yanlıştı. Çünkü rakip çok koşan, çok basan, dirençli ve fizik gücü ve kapasitesi yerinde oyunculardan kurulu bir takım. Aslında onlar da Fenerbahçe’nin bu “isyanını” beklemiyorlardı. Bunu tahmin edebilseler daha iyi önlemler alabilirlerdi. Onlar da turu ilk maç itibarıyla geçtiklerini sanmışlardı.
Tadiç’in fizik gücü iyice düşmüş, sadece zeka ve tekniği ile şu an için götürüyor, yerine İrfan Can Kahveci girmiş olsaydı, hem Fenerbahçe’nin oyunu yavaşlamaz, hem de takım fizik gücü düşmezdi. Belki de 3. golü bulur turu 90 dakikada veya 120 dakika içerisinde kapabilirdi takımımız. Penaltılara götürmek ve orada kaybetmek “makus talihimiz”. Fenerbahçe tarihinin seri penaltılara kaldığı maçlardaki talihi pek iyi değildir, geçmiş tarihlerde bunun örnekleri çoktur. Geçen yıl yine Olympiakos’a hem de kendi evinde penaltılarla elenmenin acısını daha sindirememişken bu ikinci sonu yaşamak daha bir acı oldu, üstelik çok iyi oynadığın bir maçtan sonra.
Bu durum da Mourinho’ya yazar, çünkü Mourinho da çalıştırdığı tüm takımlarda çoğunlukla aynı sonu sürekli yaşayan birisi olarak. Demek ki Mourinho’nun bu konuda bir eksikliği var, ya iyi penaltıcı seçemiyor, ya sıralamayı iyi yapamıyor, ya da çok şanssız. Yine de bu heyecanı ve tur umudunu sonuna kadar bizlere yaşattığı hepsine de teşekkür ediyor, gelecek yıllar için umut taşımaya devam ediyoruz…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.