Adem Öztürk
Çocuklarımızın eğitiminde; Avrupa’da Ders Saati, Türkiye’de Maarif Modeli:
Süre mi Önemli, Anlam mı?
Eğitim politikalarında uzun yıllar boyunca aynı soru soruldu:
Öğrenciler okulda daha fazla zaman geçirirse daha iyi öğrenir mi?
Avrupa Komisyonu’na bağlı Eurydice ağı tarafından yayımlanan “Avrupa’da Tam Zamanlı Zorunlu Eğitimde Önerilen Yıllık Öğretim Süresi (2024/2025)” raporu, bu soruya net ama rahatsız edici bir cevap veriyor: Her zaman hayır.
Bu rapor, Türkiye’nin uygulamaya koyduğu Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) ile birlikte okunduğunda, yalnızca bir karşılaştırma değil; aynı zamanda Türkiye için ciddi bir eğitim politikası yol ayrımı ortaya koyuyor.
Avrupa’da Zorunlu Eğitim: Süreler ve Saatler
Eurydice verilerine göre Avrupa’da tam zamanlı zorunlu eğitim süresi 8 ila 13 yıl arasında değişiyor. Bu süreçte önerilen ortalama toplam ders saati 7.868.Ancak ülkeler arasındaki farklar oldukça çarpıcı: Danimarka: yaklaşık 10.960 saat Hollanda (VWO): yaklaşık 10.200 saat İzlanda: yaklaşık 7.600 saat
İlk bakışta daha fazla ders saatine sahip ülkelerin daha başarılı olması bekleniyor. Oysa uluslararası değerlendirmeler (PISA gibi) bu beklentiyi doğrulamıyor. Ders saati yüksek olan her ülke, akademik başarıda üst sıralarda yer almıyor.
Türkiye’nin Sayısal Konumu; Türkiye’de zorunlu eğitim süresi 12 yıl (4+4+4 sistemi). Bu süre, Avrupa ortalamasının üzerinde. Toplam önerilen ders saati ise yaklaşık 9.200–9.500 saat aralığında. Bu rakam, Türkiye’yi: Avrupa ortalamasının belirgin biçimde üzerine birçok AB ülkesinden daha yoğun bir öğretim yüküne yerleştiriyor. Özellikle ortaokul kademesinde tablo daha netleşiyor: Türkiye’de ortaokulda yıllık ders saati ortalaması: ~1.050 saat AB ortalaması: ~850–900 saat Bu fark, öğrencilerin daha erken yaşta yoğun akademik baskıyla karşılaşmasına yol açıyor.
Avrupa’da Eğilim: Daha Az Yük, Daha Çok Anlam Avrupa ülkelerinde son yıllarda dikkat çeken ortak bir eğilim var: ders saati artışı yerine öğretim niteliğine odaklanmak.
Örneğin:
Finlandiya Toplam ders saati: ~7.900
PISA 2022’de okuma ve fen alanlarında AB ortalamasının üstünde
Estonya Ders saati: AB ortalamasına yakın
Matematik ve dijital becerilerde Avrupa’nın ilk sıralarında
Bu ülkelerde başarıyı belirleyen unsur, ders süresi değil: öğretmene tanınan pedagojik özgürlük, ölçme–değerlendirmenin baskı üretmemesi, öğrenmenin hız değil derinlik üzerinden kurgulanması.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Bu Tabloda Nerede Duruyor?
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, tam da bu eleştirilerin merkezine dokunan bir iddia taşıyor.
Model; bilgi yığılmasını azaltmayı, kazanım sayılarını sadeleştirmeyi, ezber yerine kavramsal öğrenmeyi, akademik başarının yanında değer ve beceri eğitimini öncelemeyi hedefliyor.
Bu yönüyle TYMM, Türkiye eğitim tarihinde yalnızca teknik bir müfredat değişikliği değil; zihniyet dönüşümü denemesi olarak öne çıkıyor. Öğrenciyi sadece sınav performansıyla değil, çok boyutlu gelişimiyle ele alması, Avrupa’daki çağdaş müfredat reformlarıyla aynı çizgide durduğunu gösteriyor.
Ancak Kritik Soru Şu: Sistem Değişiyor mu?
TYMM, ders saatlerini köklü biçimde azaltmıyor. Asıl hedef, mevcut süreyi daha anlamlı hâle getirmek. Ancak eğitim politikası açısından asıl belirleyici soru şu:
Yeni bir müfredat, eski bir sınav sistemiyle ne kadar yaşayabilir? Eğer: LGS ve YKS hâlâ hız ve içerik yoğunluğu üzerinden işlemeye devam ederse, okullar başarıyı hâlâ “kazanım yetiştirme” üzerinden ölçerse, TYMM’nin sınıf içi etkisi sınırlı kalacaktır.
Bu durumda öğretmen, müfredatın felsefesine değil; sınav takvimine göre hareket etmek zorunda kalır. Ders Saati Artışı Gerçekten Çözüm mü?
Eurydice raporunun en net mesajı şudur; Daha fazla ders saati, otomatik olarak daha fazla öğrenme üretmez.
Araştırmalar, ders süresi artışının yalnızca: dezavantajlı öğrenciler için, nitelikli öğretim ve destekleyici politikalarla birlikte uygulandığında anlamlı sonuç verdiğini gösteriyor.
Türkiye’de sorun, ders saatinin azlığı değil; ders saatinin öğrenmeye dönüşme oranıdır. Eğitim Politikası Açısından Sonuç Avrupa verileri ve TYMM birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo nettir: Türkiye’nin temel sorunu süre değil, yoğunluk ve merkezîliktir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğru bir yön göstermektedir. Ancak gerçek dönüşüm; ölçme–değerlendirme sisteminde, okul ve öğretmen esnekliğinde, sınav baskısının azaltılmasında aranmalıdır.
Sonuç: Bir Fırsat Penceresi
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, Türkiye için önemli bir fırsat penceresi açmaktadır. Avrupa’nın yıllar önce başlattığı “nitelik odaklı eğitim” arayışına geç de olsa güçlü bir cevap niteliği taşımaktadır.
Ancak başarı, şu soruya verilecek samimi yanıtla belirlenecektir:
Türkiye, ders saatini değil; öğrenmenin anlamını merkeze alabilecek mi?
Bu soru doğru cevaplanırsa Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bir reform olur.
Cevap ertelenirse, yalnızca yeni bir isimle eski bir yük taşınır.
Saygılarımla…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.